İlk kez okuyacaksan BURADAN başla.
Önümde, tik ağacından, sırt kısmı iki ağaç parçasıyla tutturulmuş, acil cila istiyorum diye bağıran sandalyelerde; siyah saçları özenle yandan ayrılmış ıslak jölelenmiş yirmi adam sırtı bana dönük otururken birden loş ışığı yok edecek spotlar açılıyor ve sandalyelerimizin önüne kristal abajurlerin orta yerine konulduğu, yeşil çiçeklerin muhteşem motifleriyle işlenmiş İngiliz tarzı tabakların ve gümüş; çatal, bıçakların tam da olması gerektiği gibi kurallı yerleştirildiği muhteşem masaların varlığını fark ediyorum.
Kulağıma güzel aksanıyla fransızca bir aşk şarkısı çalınıyor. Beyaz masa örtüsünden kafamı kaldırdığımda gözyaşları içinde şarkıyı söyleyen adamı görüyorum. İçim acıyor, nasıl tarif edebilirim bilmiyorum. Sadece.... Acıyor. Sanki kalbim yerinde değil gibi, bedenime can veren ruhum içimden sökülüp derin sancılar içinde bedenimden uzaklaşmış gibi bir acı ve tam o an omzuma değiyor bir el. Nar çiçeği tırnaklarından parmaklarına ve omzuna ve yüzüne doğru uzanıyor gözlerim.
Gözleriyle buluştuğu an gözlerim. Nutkum tutuluyor. Sıcak göz yaşlarım yavaşça süzülüyor yanaklarımdan. Tebessümü ve içine gömülmek için öldüğüm gamzeleriyle Selin. Elimi tutuyor ve beni oturduğum yerden kaldırıyor. Hafiflediğimi hissediyorum, yanaklarına dokunuyorum. Teniyle bir olmuş beyaz elbisesiyle melekleri kıskandıran karım, hayat arkadaşım, aşkım, Kayra'mın annesi karşımda bana bakıyor.
"Aslında araya zaman girmesi hiç de fena olmadı" diyor.
Neden benimle arasına mesafe koymak istediğini anlayamıyorum, beni daha ne kadar üzebilir diye geçiriyorum içimden ve yine o tarifsiz acı gelip kalbime yapışıyor.
"Tabi ki seni çok özlüyorum sevgilim, lütfen aklına yanlış bir şey gelmesin. Ama uzun süreli ayrılıklardan sonra sevgiline sarılmak çok daha güzel, değil mi?"
Bir şeyler söylemek için dudaklarımı aralıyorum ve o an Selin bana doğru uzanıyor. "Bir daha sakın kaybolma aşkım, bu çok zor, sensizlik çok zor" diyebiliyorum ve öpüşüyoruz. Bulutların üstünde iki tüy gibi, ben o'ymuşum, o da benmişim gibi..
Gözlerimi açtığımda duvarda asılı düğün fotoğrafımıza terler içinde bakıyorum. Selin'i bir kez daha kaybediyorum. Ve artık dönülmez yerlerde olduğunu biliyorum. Koltuktan kalkıp ebeveyn banyosuna giriyorum, üzerimdeki kıyafetleri dünün lanetinden kurtulmak ister gibi çıkarıyorum. Duşta soğuğu açıp suyun derimin altına geçip hücrelerimi esir almasını bekliyorum. Donarsam, sevgilime gidebilirmişim gibi bekliyorum. Ta ki Kayra'nın annesini arayan çığlıklarını duyana kadar!!
pehito
kurgu,
3. bölüm sonu
4. BÖLÜM