28 Nisan 2013 Pazar

ATEŞLE DANS


Kitapları çok seviyorum, ikinci el olanları çok daha fazla seviyorum. Aslında biraz obsesiflik var ben de, yani nasıl anlatsam; restaurantlar da yemek yiyemem. Oraya başkaları da oturuyor, başka insanlarda o tabaklardan yemek yiyor diye. Evime biri geldikten hemen sonra, her yeri çamaşır suyuyla dezenfekte ediyorum. Öyle ki kokudan eve giremezsin.

Ama kitaplarda başka hissediyorum. Başka şeyler biriktirmiş insanların ellerine değen kitaplar değsin ellerime istiyorum, başka bedenlerin enerjisini hissetmek istiyorum. Bazen içinden çıkan küçük notlar, kurutulmuş çiçekler ya da önemli görülüp altı çizilen cümlelere dalıp saatlerce hayal kuruyorum, başka hayatlara dair. Düşlüyorum onları belki gerçeğe çok yakın, belki de gerçekten çok uzak; hayallere çok yakın.

Yeter ki dokunayım bir yerinden başka insanlara, karışayım onlara istiyorum. Üç yıl öncesinde ise görmezdim kimseyi, geçip giden birer nesneydi onlar benim için. Ne  duygularını ne karakterlerini hiçbir şeylerini merak etmezdim. Etrafımda zaten sonsuz insan vardı. Gerçekten dostum dediğim, ahbabım dediğim ya da bugün onunla çay içsem ne olur ki vakit geçirmiş oluruz dediğim bir sürü insan.

Üç yıl önce geçirdiğim o iş kazasından sonra bacaklarımı kaybedip, eve kapanana kadar görmüyordum kimseyi. Şimdi dostum dediklerimden bazılarını hiç görmüyorum, ahbap dediklerim değil uğramak aramaz oldu. Sadece çay içebilirim dediklerimden bazıları; düzenli olarak ziyaret ediyor beni. Bilmiyorum insanları tanımak için bu kadar acı bir şey mi yaşamam gerekliydi, bilmiyorum. Ama şu an çevremde kim gerçek, kim değil bunu çok iyi biliyorum. Ve insanlar ne kadar kıymetli, yaşamları ne kadar değerli, hayatımda olanlar benim için ne kadar vazgeçilmez, çok iyi biliyorum.

Bir oda, bir salon evime hapis oldum, dışarıya açılan tek dünyam kitaplarım, bir de bilgisayarım oldu. İnsanlara ulaşabildiğim tek yer ve şimdi buradan ulaştığım insanlar o kadar kıymetli ki benim için. Kimin hayatına dokunuyorsam buradan, benim kıymetlim oluveriyor bir anda.

Şimdi de yeni aldığım bir kitaptan çıkan fatura elimde. Bodrum da bir otele aitmiş. Google'da arama yaptığında adresine, telefonuna kadar her şeyi çıkıyor zaten. 2010 yılına ait bir fatura, bir otelin restaurantında yenilmiş bir akşam yemeği. Saat 20:00 de. Dana pirzola, bir bardak rakı, bir de meze. Bu menü; yemeği yiyen bir kadın olamaz dedirtti bana. Yemek bir kişilikti, yani yalnız bir erkeğin Bodrum'da tek kişilik yemeğiydi.

Neden yalnız acaba, bir kadınla birlikte olamayacak kadar çirkin miydi, ya da bir gay olabilirdi ama o zaman da erkek arkadaşıyla yerdi, ya da bir iş yemeği. Sanmıyorum iş için oradaysa da yanında ona eşlik eden biri olmalıydı. Belki eşinden ya da sevgilisinden ayrıldı kafa dinlemek için tatile çıktı ama o tatil de yalnız çekilmezdi. Nasıl görünüyordu yüzü, neye benziyordu, esmer miydi, yoksa sarışın mı. Nedense esmer olduğunu düşünüyorum yemek seçiminden. Faturanın arkasında oda numarası da kayıtlıydı. Daha ileri gitmem doğru muydu bilmiyorum ama bir şeyler beni oraya doğru itiyordu.

İnternette ki numarayı alıp, oteli aradım. 21 Haziran'da B135'de kimin kaldığını öğrenmek istediğimi söyledim. Yanıt olumsuzdu. Müşteri bilgilerini veremeyeceklerini söylediler. Telefonu kapatıp, geniş duvarı tarçın rengi olan salonuma şöyle bir göz gezdirdim. Daha yaratıcı bir şey bulmam gerekiyordu. Ulaşamadıkça, işler zora girdikçe benim o faturanın sahibine ulaşma isteğim daha da artıyordu. İnternetten polis telsizi sesi indirip kayıt ettim. Arkada konuşan insanların oluğu bir ses kaydı daha indirdim. Artık resepsiyonda ki kızın vereceği yanıtlara karşı da bir önce ki telefon görüşmemden az çok bir fikrim vardı. Kararlı ses tonu karşısında zayıflıyordu ve geri adım atıyordu. Ama iki gün beklemeye karar verdim. Hemen aramam kızı şüphelendirebilirdi.

Önümüzde ki iki günü de her zaman ki gibi kitap okuyarak, internete girerek, iş yerinden alamadığım tazminat yüzünden yaptıramadığım protezlerimi hayal ederek, mecbur olduğum tekerlekli sandalye ve koltuk değneklerimle geçirdim. Ve beklenen gün; Heyecanla telsiz telefonumu elime aldım, iyi ki faturalarımı düzenli yatırmamı sağlayacak sakat maaşımı devletten alabiliyordum. Bunun için bir sürü prosedürle uğramıştım ve kazadan iki yıl sonra maaşa hak kazanmıştım. Bu maaşı alamayan bir çok özürlü olduğunu da prosedürleri hallederken öğrenmiştim. Annesi ve kendisi emes hastası olan, yatalak bir çocuğun 10 yıllık uğraşını öğrendiğimde kendime acıyamadım. Bu ona haksızlık olurdu.

Numaraları, yükselen nabzımın eşliğinde çevirdim. Yine aynı kadın çıktı buna memnun oldum. Ses kayıtlarını çalıştırdım ve konuşmaya başladım.

-Merhaba ben Komiser Betül, otelinizde 12 Haziran 2010'da B135'de kalan şahsın adını, adresini ve telefon numarasını istiyorum.
Sesim öyle kararlı, öyle tok çıkmıştı ki, içimden "aldığım diksiyon dersleri bugün içinmiş" diye geçirdim.

*Efendim, hemen sistemden kontrol ediyorum.

-Bekliyorum.

*Çok ilginç, isme ulaşamıyorum, ben size adres ve telefon numarasını vereyim efendim.

-Evet.

-Kemerburgaz'da efendim. Telefon numarası da 0532......

Artık eskisinden daha yakındım faturanın sahibine. Ama isminin olmaması bana da oldukça ilginç gelmişti. Ne yapmalıydım; arasam ulaşabilirdim, evden dışarı en son iki ay önce çıkmıştım ve tam bir kabustu. Türkiye'de hiçbir şey engellileri düşünerek tasarlanmamış. Sayılı paramın büyük bir kısmını taksiye vermek zorunda kalmıştım. Metroda ki engelli asansörünün boşalmasını (sağlıklı insanların kullanmayı bırakmasını) yarım saat beklemiştim.  Metroya binebilmek için, metro kapısının kapanma süresini de çok iyi ayarlamak gerekiyordu. Eğer yardımsever bir gençten destek alamasaydım, ben içeri girene kadar metro hareket etmiş olabilirdi. Bu durumda dışarı çıkmaktansa, telefon açmak daha kolay olacaktı. Peki ne diyecektim. "Ben de kitabınız var" Bu çok saçmaydı ama içimden bir ses "yapmalısın" deyip duruyordu.

Ne kaybederim ki deyip, çevirdim numarayı.

*Alo, alo

-.............

*Alo, alo...

-Bu, bu sensin.

*Alo, kimi aradınız.

-Kimi mi aradım, inanın ben sizi hiç aramadım. Ama böyle olsun istedi sanırım büyük bir güç.

-Kimsiniz?

*İş yerinde almadığınız önlemler yüzünden kardeşini ölüme, bacaklarını üç kuruşunuza feda ettiğiniz kişiyim. Sanırım ilahi adalet bu olsa gerek.

-Ne diyorsunuz, anlamadım.

*Diyorum ki adresiniz ve telefonunuz elimde Metin Bey, ben Betül. Bacaklarım kesilir kesilmez iş yerini devredip kaçmanıza neden olan Betül. Buraya kadar kaçabildiniz. İş yerinizi devredip kaçmanız çözüm olmadı, Yurt dışında biliyorduk ama Kemerburgaz'a kadar kaçabilmişsiniz. Sizden bacaklarımı ve kaybettiğim hayatımı geri istiyorum.

Ve, iyi ki bırakmadım hayallerimi.

pehito
(hikaye)




28 yorum:

  1. Bu okuduğun bir kitaptan bir kesit değil mi?
    Bu kadar gerçekçi yazmayın yahu kurgu olduğunu anlayalım.
    Obsessif deyince Galip Derviş geldi aklıma.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Özgüüür

      Ne çabuk okudun :)

      Bu okuduğum kitaptan bir kesit değil, senin değiminle gerçekçi bir kurgu
      :)

      Altına da hikaye diye ekledim zaten
      :))

      Hayatın içinden, bir kesit işte. Baktım bu aralar çok cicili bicili yazmışım. Özüme döneyim dedim
      :)

      Sil
    2. Hımm bir de yazarken benimde aklıma Galip Derviş geldi.
      Heheheh :))

      Sil
    3. Ben çok hızlı okurum. Metal Fırtına kitabını 6 saatte Ferrarisini Satan Bilge'yi 3 haftada bitirmiştim . Sondaki o hikaye yazısını görmesem o Metin denen adamı dövmeye geliyordum zaten. :)

      Öze dönmek iyidir.

      Sil
    4. Özgür

      Gerçakten hızlıymışsın
      :))

      O Metin denen adamdan o kadar çok var ki, hangisini döveceksin. Ama teşekkür ediyorum korumacı yaklaşımın için
      :)

      Öz iyidir
      :)

      Sil
  2. Bu ne titizlik ya hu.. Daha da gelmem evine:))
    Hikayeye bayıldım. Kurgusu kusursuz. Ne yetenekler var dedirten cinsten :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kahve telvesi

      Boşver, sen gel ben temizlerim arkandan. Heheheh :))

      Çooook teşekkür ediyorum, güzel görüşün için
      :))

      Sil
  3. Aslında hikayen iyi başlıyor, insanı sürükleyen bir kurgusuda var fakat ne bileyim hikayede öz yok,ee alt tarafı kurgu yada sartre gibi dersen bi film işte yahu :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. atesinsesi

      Aslında bir öz aradım, kalmamış bulamadım
      :))

      Alt tarafı bir şey işte, boşver sen dert etme.
      :)

      Sil
  4. Öyle güzel yazmışsın ki, gerçek sandım!
    Altına 'hikaye' notu düşmesen öyle olduğuna da inanacağım.

    Güzel yazı ellerine sağlık! :-)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tuxedo

      Gerçek değil, iyi ki notu düşmüşüm o zamaaaan
      :))

      Beğenin için teşekkür ediyorum.
      :))

      Sil
  5. off ya hikayeymiş:)
    gözlerim doldu
    aşkolsun ya böyle yazılırmı
    güçlü kalemin güçlü hisler yaratıyor
    özel bir yeteneksin sen

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tülay Demirbaş

      Anlıyorum ki duyarlı birisin, ben de öyleydim ve bu yanımı seviyorum.

      Ne kadar mutlu oluyorum anlatamam, böyle beğendiğinizde. Çok teşekkür ederim.
      :)

      Sil
  6. Keşke daha uzun olsaymış, tadı damağımda kaldı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. resimli günlük

      Uzun yazılar pek okunmuyor, kısa tutmam gerekli baskısıyla yazdım bu hikayeyi
      :)

      Çok mutlu oldum çooook
      :)

      Sil
  7. Güzel olmuş, eline sağlık..
    Takıntılı birinin, sayfalarına başkaları dokunmuş 2 el kitap tutkusu olması gibi ilginç bir tezatla başlamış.

    Not:''Hikaye'' diye başta uyarsan iyi olacaktı.
    Bir an gerçekten de bacaklarını kaybettiğini sandım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zeugma

      Çok teşekkür ederim, her zaman güzel şeyler yazdın yorumlarında
      :))

      Evet öyle başlıyor
      :)

      Not: ne bileyim artık az çok tanıyorsunuz diye, uyarıyı sona sakladım
      :)

      Sevgilerimle
      :))

      Sil
  8. Güzel yazmışsın.tebrikler..:)
    Keyifle okudum..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Budeliçocuk

      Hoş geldin sefalar getirdin..
      :))

      Teşekkür ederim, sevgilerimle
      :))

      Sil
  9. Kitaplarla aran haşir neşir anlaşılan, ah bi de ben de bu kitap okuma alışkanlığı olsaydı, fena mı olurdu, peh!

    Blogunu yeni keşfettim sevgili arkadaş, çok beğendim.
    Banada beklerim;
    http://kacikturuncu.blogspot.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. beni kuzey kore'ye uçur

      Önceee sen de hoş geldin :)

      Evet seviyorum kitapları, onlar benim en iyi arkadaşım. Ah! diyorsan olur bu iş. Al bir tane eline başla sende :)

      Teşekkür ederim, tabi gelirim.
      Sevgilerimle :)

      Sil
  10. Kitaplarla haşir neşir olduğun belli, ah bide ben de kitap okuma sevgisi olsaydı, fena mı olurdu, peh!

    Blogunu yeni keşfettim sevgili arkadaş, çok beğendim.
    Banada beklerim;
    http://kacikturuncu.blogspot.com

    YanıtlaSil
  11. vay beeee bunu bizim derin yazmalıydı.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. deeptone

      Evet bu tam Derinlik. Heheheh :))

      Sil
  12. bu kurgu olamayacak kadar gerçekçi, süper! Roman olsaymış keşke ilk alan ben olurdum o romanı. Benimde otobüste kalkan kişilerin yerine oturamam gibi bir problemim var. ıyyyy hele yazın kalktığı yer sıcak, ıslak gibi geliyor , tüylerim diken diken oldu :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anarşi

      Tamamı kurgu ama. Beğenmene sevindim :) umarım bir gün dediğin olur :)

      Evet yazın ben de sevmiyorum toplu taşıma araçlarını ama otururum ben. Eve gelince de duş alırım heheheh :))

      Sil
  13. deep'ten alışmıştım kurgu öykülere, ilk okuduğumda gerçekliğine inanmışken yazının sonlara doğru birden yine afalladım :) çok güzel bir bakış açısı ve kurgu. hatta kurgu olamayacak kadar gerçekçi.. tebrikler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kahve Tadında

      Evet deep de kurgu hikayeler yazıyor, sonunda şaşırıyoruz gerçekten.

      Beğenmene çok sevindiiiim.
      Sevgilerimle :)

      Sil