ayrılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ayrılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mart 2014 Çarşamba

HAYAL MEYAL SARI (2)



KADIN

O işte, bu o. Yedi yıl öncesinde zamanı durduran adam. Hey zaman sen misin, doğru yerde misin? Zaman benimle misin, bu kez yanımda benimle akmaya mı karar verdin hayata? Ve şu anda dondurdum mu ben seni, bu bakışlarda. Sarılmalı mıyım ona, çekmeli miyim küflü kokusunu ciğerlerime ve sevmeli miyim tekrar, yeniden ve yeniden. Avuçlarımın arasına almalı mıyım siyah saçlarını ve kahverengi toprak kokan huzurlu gözlerine bırakmalı mıyım kendimi, dudaklarının kıvrımlarında buluşmalı mı dudaklarım ya da toparlanmalı mı? Zaman söylesene, akıp gideceksin ve ben sana yine yeniden yetişemeyecek miyim?

Elinde ki sarı nergis, nasıl bir tesadüf. Her akşam eve dönmeden bir ritüel haline getirdiğim ve siyah vazoda yenisini görmek istediğim nergislerden biri mi, onun elleriyle mi alacak bu akşam ki yerini. Yüzüme yayılan gülümsemeye engel olamıyorum, lal oldu dudaklarım, içime akıttıklarıma izin vermez bir geçit gibi sımsıkı kapanmış duruyorlar. Heeeey sersem kadın konuş, konuş! Ne derin bir tünelmiş ruhuma oyduğum bilmeden, aktı aktı dolmadı.

ADAM

Yine aynı vakur bakışlarıyla karşımda. Bu koku; ilk öpücüğün, yüreğime değen ilk elin, sonsuz yeşil çimlerin üzerinde bağır çağır koşmanın, sonunu görmediğin okyanusa açılmanın, masumiyetin huzur veren pembe kokusu bu.

Konuş be adam konuş! "Özledim" de, "unutamadım" de. "Zamanın hangi köşesine gizlendin de seni bulmak imkansız oldu" de. "Geçmişe baktığımda dokunamadığım bir sen vardın, sabaha uyandığımda karabasan gibi üzerime çöken sensizlik neyin nesiydi" de. "Rüyalarımda dokunup, öptüğüm kadın neden gerçek olamadın" de. Hadi ama gamzelerine dokun ve "neden hep böyle gülmedin bana" de. Söylesene be adam, konuşsana, onsuz geçen yedi yılı konuşsana onunla...

-Baba! ben bu kitabı çok sevdim. Bak Pinokyo, bak uzamış burnu. Yalan söylemiş böyle olmuş. Baba baba babaaaa!!!!

pehito
kurgu, hikaye
3. BÖLÜM BURADA

9 Aralık 2013 Pazartesi

ARKANI DÖNME (7. bölüm)

İlk kez okuyacaksan BURADAN başla.
:)


"Siz ne saçmalıyorsunuz, burada eşimden bahsediyoruz. Tabi sanırım sadece yaşayan bilir, Hipokrat'ın ve sizin uğurlanan kişinin arkasından, yakınlarının ne hissettiğine dair, hiçbir fikriniz yok. Bu ne bencillik!! Bana her şeyi anlatmak zorundasınız Sinem Hanım, hem de her şeyi." sesim beni bile ürkütecek kadar öfkeli çıkıyordu. Vücudumun ne dediğini düşünmek bile istemiyorum. Bedenim kasılmıştı ve önüme gelecek her şeyi yıkıp geçebilirdim.

Doktor'u omuzlarından tutup sarstığımı ancak hasta bakıcılar iki kolumdan tutup beni çekiştirdiklerinde fark edebildim.

"Anlatmak zorundasın doktor, an-lat-mak zo-run-da-sın" İki günde üçüncü kez o sakinleştirici iğnelerden birini yapmışlardı. Soluk alış verişim düzeldiğinde, 36 yaşındaki bir adama yakışmayacak, bana kendimi elinden şekeri alınmış çocuklar gibi hissettirecek şekilde ağlıyordum.

*"Yapmayın, Burak Bey. Cenaze işlemlerinizi halledin, sonra gelin biraz konuşalım sizinle."
"Anlatacak mısın doktor, neler olduğunu anlatacak mısın?" nabzımın yavaşladığını ve sesimin bir fısıltı gibi çıktığını fark etmiştim.
Gözümü açtığımda yine aynı hastane yatağında yatıyordum. Her zaman bana doğallığı fısıldayan yeşil renk "ölüm, ölüm, o öldü" diye alçakça bağırıyordu.

Sinem hanım gözlerini kocaman açmış bana bakıyor, yüzümde bir şeyler arıyor gibiydi. Selin'e ait bir şeyler, ya da ben öyle düşünüyorum. Her şeyin Selinim'le ilgili olması gerektiğini düşünmekten kendimi alamıyordum.
*Şimdi nasılsınız, daha iyi hissediyor musunuz?

O andan bu ana ne değişmişti ki, vücuduma giren yatıştırıcı dışında. Ama kötü olduğumu belirtmenin beni bir adım ileri götürmediğini fark etmiştim ve bıraktım sızlanmayı.

*Size yazdığı mektuplar vardı Selin Hanım'ın, İki yılını anlattığı mektuplar. Ayrıntılarını bilmiyorum ama bir seansımızda bundan bahsetmişti. Onları arayarak başlayabilirsiniz. Belki size bir yardımı olabilir.

"Teşekkür ediyorum, çok teşekkür ediyorum" o an bana Selin'i hediye etmiş gibi hissettim. Sanki onu diriltip yeniden bana vermiş gibi.

Hastanede ki prosedürü hallettim ve ertesi gün Selin'i toprağa verdim. Hayatımda ilk kez Tanrı'ya ve cennete inanmayı istedim o an. Ama bunu nasıl yapacağımı bilemedim. Varlığını hiçbir zaman sorgulamadığım bir şeyi hayatıma nasıl dahil edeceğimi bilemedim. Onu uğurladım ve artık teninin tenime, sandal ağacı kokusunun onun teniyle birleştiğinde etrafa yaydığı eşsiz kokusunun bana verdiği huzuru hiçbir yerde bulamayacağımı bile bile onu sonsuzluğa uğurladım.

7.bölümün sonu
pehito
kurgu, hikaye
8. BÖLÜM BURADA

7 Kasım 2013 Perşembe

ARKANI DÖNME (6. BÖLÜM)

İlk kez okuyacaksan BURADAN başla. :)



Nereye yıkılmalıydım, ne tutacaktı beni. Ne yöne gitsem dağılacaktım belliydi. İlk gün geldi gözümün önüne. İkinci tatilimi de Ege'de yapıp İstanbul'a dönmüştüm. Arkadaşlarla Taksim Nevizade'de rakı-balık yapalım demiştik. Murat'ın sevgilisinin bir kız arkadaşını da davet etmişlerdi. Arkadaşı da masada olduğu için hiç geyik çevirmemiştik. Hem Murat ve Simin ciddiydi. Çok geçmeden nişan yapmayı planlıyorlardı ve bu bir kere daha dikkat etmemiz anlamına geliyordu.

Ortaya biraz kalamar biraz ahtapot sipariş ettik. Onu da Simin'e hoş görünsün bizim Murat diye, şıklık olsun diye yani. Yoksa ortaya mevsim salatası, yanına da mevsim balıkları bir de buram buram anason kokan bir rakı oldu da bitmişti, yetmişti.

Balıktan koca bir parça ağzıma atmış, tam rakımı elime alacakken; omzunun altına uzanan beyaz tenine inat yüzünün önüne saldığı siyah saçları, beyaz üzerine mavi, kırmızı ve yeşilin birbirinin içine karıştığı çiçek desenli ceketi ve altına giydiği vücudunun hatlarını gösterişli bir şekilde ortaya çıkaran lacivert pantolonu, az topuklu ayakkabılarıyla fashion kızlarını kıskandıracak güzellikte bir kadın masamıza doğru emin adımlarıyla yürüyordu. Her adımı kalbimin içine sızıyor gibi yavaş ama her koyduğu adımla, ben buradayım der gibi geliyordu.

O an ağzım yarı açık bakıyordum ona ve hiçbir eklemime sahip olamadığım gibi çeneme de hakim olamamış "bu ne güzellik" demiştim, bizi tanıştırdıklarında. Arkasına bakmadan kaçacağını Murat'a ve Simin'e bu nasıl bir manyak diyeceğini düşünmüştüm ama öyle olmadı. Gülümsedi ve sanki hayatında ilk kez böyle bir cümle duymuş gibi gözlerimin içine baktı ve "teşekkür ederim" dedi. Yüzünde ortaya çıkan o gamzesine ilk o gün aşık oldum ben, tam o an ve ölene kadar da böyle olacağına söz verdim.

O gece bana bir fal baktı. İşime dair, aileme dair doğruluğu  sadece benim tarafımdan bilinen çok özel şeyler söyledi ve bir de bir yıl içinde evleneceksin dedi. Cüretsizce çıkmıştı ağzımdan o cümle ama diyorum ya onu gördüğüm an kaybettim bedenimin kontrol yeteneğini "seninle olacaksa neden olmasın!!!" fincandan alıp gözlerime dikti gözlerini ve minik bir tebessümle "neden olmasın!!!" deyiverdi. Selin hatırı sayılır bir şirkette müdürlük yolunda ilerliyordu ve ben biliyordum ki onun gibi güzel, akıllı, kariyer sahibi bir kadın, benim gibi ilk kitabı yeni basılmış -o da rica minnet- bir adamla neden evlensin. Tamam aileden kalan hayatımı sürdürmeme yetecek kira gelirim vardı ama bu yetmezdi bunu biliyorum. Eminim bütün o gülüşler, o haddini aşan konuşmalarıma tahammüller hepsi aldığı alkolün etkisiydi. Gerçi dikkat etmiştim pek de içmemişti.

-"Burak Bey iyi misiniz"
O içime işleyen Selin'li anlardan sancılar içinde çıkıp, her şeye veda ettiğimi bilerek, aldığım her soluk ciğerimi kesiyor gibi;
-Bilmiyorum, bilemiyorum. Neden hastanızdı Selin, benim bilmediğim neler olmuştu hayatında. Neden "ölümden çok uzakta olduğumuzu düşünüyordum" diyorsunuz, neden yakındı Selin ölüme. Hepsi için cevap istiyorum sizden? dedim.
Derin bir iç çekti ve;
-Burak Bey, hasta vefat etmiş olsa bile, benim size bunları anlatmam yasal değil, üzgünüm. Gerçekten çok üzgünüm.

6. bölüm sonu
pehito
kurgu, hikaye
7. BÖLÜM BURADA

5 Kasım 2013 Salı

ARKANI DÖNME (5.BÖLÜM)

İlk kez okuyacaksan BURADAN başla. :)

Anneme bıraktığım her bir kağıdın hayal kırıklığıyla gidiyordum. Selin hiç mi güvenmemişti bana, ona göre beceriksiz bir adamdım da, bana bunu hiç mi belli etmemişti. Çocuğuma bakamazdım, ona bir şey olursa her şeyi birbirine mi karıştırırdım. Yoksa bu gidiş planlı mıydı? Yaşayacaklarını biliyor muydu? Yine o yol gösterici dediği, diğerlerine benzemiyor dediği rüyalarından birini mi görmüştü de böyle bir hazırlığa girişmişti!

Evimiz Moda'da, hastane Nişantaşı'ndaydı. Aradaki yolu şuursuzca ilerlemiştim, hastane kapısından girdiğimde; arabamın kontağını ne zaman çevirdiğimi, ne zaman hastanenin önüne park ettiğimi fark etmemiştim. Kendimi kaza anına geri dönmüş gibi hissettim. Sesler yine uğultulara dönüştü, görüntü bulanıklaştı, yerin ayaklarımın altından kaydığını hissettim ve sonrası; görüntüyü geçirmeyen ama sesi olduğu gibi size ileten, asker yeşili örtüyle çevrelenmiş bir alanda sedyenin üzerinde sırt üstü yatıyor oluşumdu.

Hemşirelerin kulak tırmalayan sesini duyuyordum. An itibariyle bütün sesler olduğundan daha büyük değiyordu kulaklarıma.
"Danışmaya doğru ilerlerken düşüp bayıldı. Nabzı normal, ateşi yok. Panik atak olabilir."
"Pardon, pardon kalkabilir miyim?"
"Lütfen biraz daha uzanın, doktor hanım geliyor."
"Peki"

Peki, peki, peki her şeye peki. Gelsin bakalım. Neyi tedavi edebilir. Kalbimde ki sızıya bildiği bir ilaç var mı? Beni sakinleştirecek, eksik parçamı tamamlayacak bir ilacı var mı, buradan alıp götüreceğim sevgilimi toprağa emanet etmeden yola devam edebilmemizin çaresi var mı doktor hanımda. Hadi gelsin bakalım..

-"merhaba"
-"merhaba"
Annenin yavrusunu en çaresiz anında sarıp sarmalayan sıcacık sesi gibi geldi bu "merhaba"
-"Adım Sinem Keskin, hastanenin psikoloğuyum. Vücut değerleriniz olağan çıktığı için bana haber verdiler. Adınızı öğrenebilir miyim?"
-Burak Yiğit.
-Daha önce bu tarz bayılmalarınız ya da bayılırken hissettiklerinize benzer semptomlar yaşadınız mı hiç?
-Hayır. Daha önce bana bu kadar yakın birini sonsuza kadar kaybetmedim. Eşim bir trafik kazası geçirdi ve hastanenizin morgunda. Dün akşam üzeri buraya getirdiler. Cenaze işlemleri için geldim ve kendimi hiç iyi hissetmiyorum.
-Selin Yiğit'den mi bahsediyorsunuz, eşiniz miydi? Başınız sağ olsun, gerçekten çok üzgünüm.

Işıl ışıl parlayan çimen yeşili gözlerindeki tüm elektrik kesilmiş gibiydi. Son cümlesiyle sanki yüzü matlaştı, belli ki otuzlu yaşlarının başındaydı ama bir kaç yaş daha ileri gitmiş gibi, çilli yanakları daha da çillendi ve hücrelerinde ki bütün kan çekilmiş gibi pembe-beyaz yüzü sarardı.
Selin'in burada olduğunu bilmesine anlam veremedim. Her yatırılan hastaya dair bilgileri olamazdı. Türkiye'nin en kapsamlı ve en çok hasta kabul eden hastahanesinde böyle bir hasta takibinin yapılması mantık dışıydı. Peki öyleyse, nasıl, nereden biliyordu Selin'i.

-Karımı nereden tanıyorsunuz?
Yine kanatlarının altına almak istermiş gibi, yumuşak kadife sesiyle beni olduğum yere, kalbimin sadece Selin'e ait yerine kilitledi.
-Burak Bey eşiniz iki yıldır benim hastamdı ve bu yaşanan sondan artık çok uzakta olduğumuzu düşünüyordum.

5. bölüm sonu
kurgu, hikaye

6. BÖLÜM



25 Ekim 2013 Cuma

ARKANI DÖNME (3. BÖLÜM)

İlk kez okuyacaksan BURADAN başla.



Önümde, tik ağacından, sırt kısmı iki ağaç parçasıyla tutturulmuş, acil cila istiyorum diye bağıran sandalyelerde; siyah saçları özenle yandan ayrılmış ıslak jölelenmiş yirmi adam sırtı bana dönük otururken birden loş ışığı yok edecek spotlar açılıyor ve sandalyelerimizin önüne kristal abajurlerin orta yerine konulduğu, yeşil çiçeklerin muhteşem motifleriyle işlenmiş İngiliz tarzı tabakların ve gümüş; çatal, bıçakların tam da olması gerektiği gibi kurallı yerleştirildiği muhteşem masaların varlığını fark ediyorum.

Kulağıma güzel aksanıyla fransızca bir aşk şarkısı çalınıyor. Beyaz masa örtüsünden kafamı kaldırdığımda gözyaşları içinde şarkıyı söyleyen adamı görüyorum. İçim acıyor, nasıl tarif edebilirim bilmiyorum. Sadece.... Acıyor. Sanki kalbim yerinde değil gibi, bedenime can veren ruhum içimden sökülüp derin sancılar içinde bedenimden uzaklaşmış gibi bir acı ve tam o an omzuma değiyor bir el. Nar çiçeği tırnaklarından parmaklarına ve omzuna ve yüzüne doğru uzanıyor gözlerim.

Gözleriyle buluştuğu an gözlerim. Nutkum tutuluyor. Sıcak göz yaşlarım yavaşça süzülüyor yanaklarımdan. Tebessümü ve içine gömülmek için öldüğüm gamzeleriyle Selin. Elimi tutuyor ve beni oturduğum yerden kaldırıyor. Hafiflediğimi hissediyorum, yanaklarına dokunuyorum. Teniyle bir olmuş beyaz elbisesiyle melekleri kıskandıran karım, hayat arkadaşım, aşkım, Kayra'mın annesi karşımda bana bakıyor.

"Aslında araya zaman girmesi hiç de fena olmadı" diyor.
Neden benimle arasına mesafe koymak istediğini anlayamıyorum, beni daha ne kadar üzebilir diye geçiriyorum içimden ve yine o tarifsiz acı gelip kalbime yapışıyor.
"Tabi ki seni çok özlüyorum sevgilim, lütfen aklına yanlış bir şey gelmesin. Ama uzun süreli ayrılıklardan sonra sevgiline sarılmak çok daha güzel, değil mi?"
Bir şeyler söylemek için dudaklarımı aralıyorum ve o an Selin bana doğru uzanıyor. "Bir daha sakın kaybolma aşkım, bu çok zor, sensizlik çok zor" diyebiliyorum ve öpüşüyoruz. Bulutların üstünde iki tüy gibi, ben o'ymuşum, o da benmişim gibi..

Gözlerimi açtığımda duvarda asılı düğün fotoğrafımıza terler içinde bakıyorum. Selin'i bir kez daha kaybediyorum. Ve artık dönülmez yerlerde olduğunu biliyorum. Koltuktan kalkıp ebeveyn banyosuna giriyorum, üzerimdeki kıyafetleri dünün lanetinden kurtulmak ister gibi çıkarıyorum. Duşta soğuğu açıp suyun derimin altına geçip hücrelerimi esir almasını bekliyorum. Donarsam, sevgilime gidebilirmişim gibi bekliyorum. Ta ki Kayra'nın annesini arayan çığlıklarını duyana kadar!!

pehito
kurgu,
3. bölüm sonu
4. BÖLÜM

6 Nisan 2013 Cumartesi

BİR HALİL SEZAİ HAYALİM VARDI

halil sezai
Bir Halil Sezai hayalim vardı. İlk çıktığında herkesin dalga geçtiği, tamam abartmayalım herkes olmasa da çoğunluğun dalga geçtiği bir adama ilk günden beri hayranım. Güzelliğinden ya da yana taradığı saçlarından değil tabi. Zaten güzel de değil, ayrıca erkekler güzel olamaz değil mi?? Bildiğiniz gibi "kız güzeli" diye bir tabir  var. Yani erkek dediğin "yakışıklı" olur ama adam yakışıklı da değil. Yani büyük bir çoğunluğa göre değil. Ya da yakışıklı erkek kriterlerine uygun değil. :) Ayy ne çok zorlandım anlatmakta. :) (Şu an arkasından konuşuyor olmuyorum değil mi, olmuyorumdur çünkü yazıyorum ;))

21 Aralık 2012 Cuma

KIYAMET




Kafam davul gibi bunu hissedebiliyorum ama elimi başıma götüremiyorum. Sanki yüz kilo bir adam üzerime oturmuş gibi ama bunu bedenimin her yerinde hissediyorum. Ağzımın üstünde, göz kapaklarımda, kollarımın üzerinde ve beynimde. Sanki o adam beynimin üzerine de oturmuş gibiydi, çünkü düşünemiyordum.
Neredeydim, ne olmuştu ve en can yakıcı sorunun cevabını bile hatırlayamıyordum. Kimim ben? Tekrar gözlerim kapanıyor? Karanlık!!
Bir bebek sesi beni kendime getiriyor. Avazı çıktığı kadar bağıran bir bebeği duyuyorum. Kalkmak istiyorum ama o adam hala üzerimde, kıpırdayamıyorum. Hava zifiri karanlık, göz gözü görmüyor, dondurucu soğuk ve bebek sesinden başka, hiçbir şey duymuyordum. Kollarımı hareket ettirmek için kendimle bir mücadeleye giriyorum ama imkansız. Kasıklarımda ciddi bir ağrı hissediyorum ve ağır bir kan kokusu duyuyorum. Yakın zamanda hatırladığım tek şey, bebek sesi ama şimdi onu da duyamıyorum. Ağrı dayanılmaz bir hal aldığında, gözlerimi kapatıp, bir daha açmamayı diliyorum ama olmuyor. Ağrıdan bilincimi tekrar kaybediyorum.
Gözlerimi araladığımda, gün ağarmıştı ve kan kokusu iyice ağırlaşmıştı. Burnumun dibinde, bir çift göz gördüğümde, kaslarım istemsizce hareket edip üzerimdeki bedeni, hemen yanıma düşürmeyi başarmıştım. Kafamı soluma çevirdiğimde gördüğüm yüz kocam Murat, gördüklerimden sonra bütün anılarım beynime geri yüklendi. Allah'ım ne oluyor elimi onun ellerine uzattım ve bileğinden nabzını almaya çalıştım ama yok, hiçbir şey yoktu, artık yoktu, sadece bedeni yanımdaydı ama ruhu onu terkedip gitmişti.
Dünyam kararmıştı, Allah'ım bana daha büyük bir acı yaşatamazdın, teşekkür ederim tüm bunlar için teşekkür ederim, derken hüznümle kızgınlığımın arasında, ordan oraya geçip dururken, o bebek sesini hatırladım.
Tanrım bu olmuş olamaz diye geçirdim içimden ve aşağıya doğru baktığımda; araba karşıdan gelen kamyon, arabada doğum başlamıştı, gece yaşıyordu ama şimdi o çıplak zayıf bedeni hareket etmeden yatıyordu yerde. Savunmasız aciz ve hayata daha dün gece MERHABA demişti ve sabahı HOŞÇAKAL..
Bu kadar kısamıydı evladım ömrüm!! Aramızdaki bağı yerden aldığım bir taşla kopardım. Annelik böyle bir şey miydi, imkansız bir güçle onu kollarıma aldım ve sağ yanıma yatırdım. Kocam sol yanımda, oğlum sağ yanımda, iki cansız bedenin arasında ruhumun bedenimi terk etmesini beklerken tekrar bayıldım.
Gözlerimi açtığımda, ışıl ışıl ilaç kokan bir odadaydım. Kafamı önce sağıma sonra soluma çevirdim. İki yanımda boştu, o cansız bedenleri de beni terk etmişti.
İşte KIYAMET dedim. Burdaydım, dünyadaydım ama kalbim hem KIYAMETİ hem CEHENNEMİ aynı yerde yaşamıştı.
Her ikisi de bu dünyadaydı, beklemek anlamsızdı, elbet bir gün kapımızı çalacaktı.


8 Aralık 2012 Cumartesi

DİYALOG





K-Beni seviyor musun?
A-Bazen..
K-Şu an bazenlerden birini mi yaşıyoruz?
A-Hayır.
K-Neden?
A-Uykum var.

:) Neden bu kadar farklıyız demeyin, onlar erkek biz kadın :)