aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Temmuz 2014 Cumartesi

SİYAHA DAİR


Biliyor musun?
Sana bakmak yıldızlara bakmak gibi.
Hem yakın
Hem uzak.
Of...
Kalabalık oldu buralar.
Oysa benim istediğim;
Bir sensin
Bir de gecenin koynunda ki yıldızlar.

pehito

11 Temmuz 2014 Cuma

ÇELLO


İçime dönmüş bakıyor, bakarken yürüyor, yürürken düşünüyorum. Ne zaman birkaç işi bir arada yapsam elime yüzüme bulaştırırım, bu gece de aynısı oluyor.. Her biri birbirine karışıyor, biri bir yanımdan diğeri diğer yanımdan çekiyor. Öyle ki, rüzgarda savrulan kuru bir yaprak gibi, ne gideceğim yol belli ne de döneceğim.

Ve bir şey tutup, tarifsiz bir sıcaklıkla sarıyor bedenimi. Bu bir çello ve ona eşlik eden hafif gitar sesi. Çellonun başında; arkası kısacık önleri aksine uzun kesilmiş siyah saçlı bir kadın. Saçları çellonun nota değmeyen tellerine dökülmüş hafif rüzgarla sallanıyor. Herkes gelip geçerken önlerinden ben takılıp kalıyorum o anda. Deniz çıkıyor karşıma ve sahilde yanan ışıkların gece denize bıraktıkları rengarenk izdüşümleri.

İçim boşalmış gibi hissediyorum, bir uçan balon gibi yükseliyorum göğe. Gözlerim kapalı ama öncesinde fotoğrafladığım her bir kare kolayca beliriyor zihnimde. O kıvrımlı dudakları her zamanki gibi kahve kokuyor ve ben kokusunu içime çeke çeke öpüyorum onu. Siyah kirpiklerinin arasından bakan kahverengi gözleri her zamanki gibi gülüyor bana ve koca bedeni, benim ince bedenimi sarıp en güvende hissettiğim anlardan birini daha yaratıyor.

Ve uyandım...

pehito

27 Haziran 2014 Cuma

GÜVERCİNİN KANADINDAYDIM, AŞIK OLDUM



Beynimin içinde ki sesleri susturmak için verdiğim gayretime son veriyorum. Ne olduysa olmuştu. Yokluğunu inkar ettikçe varlığı değer kazanıp büyüyor, büyüyor, büyüyordu. Bu yazacaklarımın bir şarkısı yoktu, henüz yazılmamış bu şarkının notaları da yoktu. Ama geliyorlardı işte, havada asılı kalıyordu her bir nota onlar harflere dönüşüyor, parmaklarımı ataletinden kurtarıyor ve ekranda beliren kelimelerle anlamlı belki de anlamsız satırlara dönüşüyordu.

Nereden geldim ki ben buraya, geçiyordum sadece. Sonra kitap kokusu aldım, niye şaşırıyorsun sen almaz mısın kitapların seni çağıran kokusunu. Ben alırım. Güvercinlere yem atıyordum sahilde, amacım karınları doysun değildi, bencilce kanatlarının rüzgarını hissedip bir hayale takılıp gitmek istediğim için besliyordum onları. Onlar da memnundu hallerinden ben de memnundum. Hikayeler topluyordum kanatlarından onlar da karınlarını doyuruyordu. İlişkiler de böyle değil mi, hep bir alış-veriş hep bir a-lış bir ve-riş.

Aaaa yooo asla karşılık bekleyerek iyilik yapmam diyenin alnını karışlarım ben, bakarım onun ki kaç karış diğerininkini aşmadığını fark ettiğim an durur beklerim. Ona uzun uzun bakarım. "Niye yalan söylüyorsun lan" derim. Tamam lan biraz abartılı oldu, benim naif bedenime asil duruşuma pek yakışmaz bilirim ama içimden ben de geçiririm böyle cümleler. Sonuçta kibar delikanlıyım.

Neyse bu değildi anlatacağım güvercinlerin kanadında çıktığım yolculuk ve aldığım kitap kokusuydu. Karşımdaydı, ağır ağır çeviriyordu sayfaları, bebek gibi bir yüzü vardı. Durdu siyah saçlarını omzunun gerisine attı ve başını kaldırdı. Bana baktı evet lan bana baktı. Gözlerimin içine derin derin baktı. İçime işledi sanki, dur kızım çekil bak bu bank benim ve amacım sadece güvercinleri kullanmak. Onları kendi bencil emellerime alet etmek demeye kalmadan, güvercinin kanadı kalbimde bir açıldı ve bir kapandı. Ben aşık olmuştum, hem de deliler gibi. Kitap okuyan bir kıza sadece parkta kitap okuduğu için ya da gözlerime derin derin baktığı için, ne okuyordu acaba. Tarzımız aynı mıydı, aynı olmasa ne olacaktı. Kız çok güzeldi. Kurutulmuş sarı papatyalar kadar güzel.

Kurutulmuş sarı papatya görmediysen dert etme, anla işte kız o kadar ender ve o kadar eşsizdi. "Beni beğenir mi acaba" diye içimden geçmedi değil. İçimden geçenler geçip giderken kız da oturduğu banktan kalktı. Kıvanç Tatlıtuğ'a benzer bir çocuğun elinden tuttu, utanmadan bir de öptü onu. Ve gitti. Bana da yazmak kaldı. Yazıyorum işte kız çok güzeldi ve gitti.

pehito

30 Mayıs 2014 Cuma

BEYAZ KELEBEK GEL HADİ BUL BENİ


Bir beyaz kelebeğin kanadına gizlenmişti gece, tek bir benekte.
Ona eş olmuş gibi, bir olmuş bedeniyle.
Bedensiz bir ruha dokunur gibi uzandım sana, kelebeğin kanadında ki gecede,
Gör istedim.
Geldiğimi duy istedim.
Seni sardım her gün her gece, ruhumu esir eden aşkla.
Ve senden severek gittim.
Bunu bil istedim.
Kaç kez dokundum o geceye, sen oradasın diye.
Geceler bitti, kelebeğin ömrü...
Sen beni
Bulabildin mi?

Uyuşuk Hayalperest
pehito

2 Nisan 2014 Çarşamba

İSTANBUL


Sisli geceyi aydınlatırken gözlerin, ışığını sürüp buluyorum seni.
Hüzün kokan bir rüzgarın esintisiyle içime çekiyorum özleminin kokusunu 
Ve ciğerlerime yapışıtırıp bırakıyorum senli günleri.

Hani Bebek sahilinde, elimi tutup beni hızla kendine çekişini
Ve dudaklarımız değmeden önce birbirine, 
Gözlerimizin değişini.

Seni görmediğim o bir ayda
Eksildiğimi göstermek istercesine kestirdiğim saçlarıma bakıp,
"Çok yabancı geldin bana" deyişini
Ve o an daha ve daha eksilişimi
Çekip yapıştırıyorum içimdeki hüznün denizine
Benden götürdüklerini.

Gidemiyorum 
Anlasana, Senden gidemiyorum,
Anılarımdan,
Gidemiyorum.

Acıtsa da kalıyorum.
Acılara yatıyor, acılara uyanıyorum.
Ben uzandım sana 
Elimi tut diye bekliyorum..

pehito

22 Mart 2014 Cumartesi

RUHUMDA ÇALINAN MELODİLER



Bir ben mi duyuyorum, her hareketin bir melodisi var gibi. Hayatımızda attığımız her adımın, her eylemin bir melodisi var sanki.

Bazen rock müzik gibi, istemsizce savurur ruhunu o duygudan başka bir duyguya, hırpalar seni. Rainbow Kill'den The King'i duyarsın. Önce elektro gitarın sesi gelir kulağına ve sallanmaya başlarsın, bırakırsın kendini akışa. Bütün enerjinin tükendiğini hissedersin ve güvendiğin kollara atmak istersin kendini. Yavaş yavaş çalınır kulağına Lara Fabian'dan Je T'aime, parmak uçlarına yükselir uçmaya başlarsın tutarsın bir adamın/kadının elini bulutların üzerinde dans edersin, öpüşürsün onunla ve karışırsınız birbirinize. Bir huzur ki yayılır içinize, bırakıp gitsin istemezsin.

Ne diyordum, her eylemin her duygunun bir melodisi var sanki, yoksa bir ben mi duyuyorum o sesleri.
.
pehito

5 Mart 2014 Çarşamba

HAYAL MEYAL SARI (2)



KADIN

O işte, bu o. Yedi yıl öncesinde zamanı durduran adam. Hey zaman sen misin, doğru yerde misin? Zaman benimle misin, bu kez yanımda benimle akmaya mı karar verdin hayata? Ve şu anda dondurdum mu ben seni, bu bakışlarda. Sarılmalı mıyım ona, çekmeli miyim küflü kokusunu ciğerlerime ve sevmeli miyim tekrar, yeniden ve yeniden. Avuçlarımın arasına almalı mıyım siyah saçlarını ve kahverengi toprak kokan huzurlu gözlerine bırakmalı mıyım kendimi, dudaklarının kıvrımlarında buluşmalı mı dudaklarım ya da toparlanmalı mı? Zaman söylesene, akıp gideceksin ve ben sana yine yeniden yetişemeyecek miyim?

Elinde ki sarı nergis, nasıl bir tesadüf. Her akşam eve dönmeden bir ritüel haline getirdiğim ve siyah vazoda yenisini görmek istediğim nergislerden biri mi, onun elleriyle mi alacak bu akşam ki yerini. Yüzüme yayılan gülümsemeye engel olamıyorum, lal oldu dudaklarım, içime akıttıklarıma izin vermez bir geçit gibi sımsıkı kapanmış duruyorlar. Heeeey sersem kadın konuş, konuş! Ne derin bir tünelmiş ruhuma oyduğum bilmeden, aktı aktı dolmadı.

ADAM

Yine aynı vakur bakışlarıyla karşımda. Bu koku; ilk öpücüğün, yüreğime değen ilk elin, sonsuz yeşil çimlerin üzerinde bağır çağır koşmanın, sonunu görmediğin okyanusa açılmanın, masumiyetin huzur veren pembe kokusu bu.

Konuş be adam konuş! "Özledim" de, "unutamadım" de. "Zamanın hangi köşesine gizlendin de seni bulmak imkansız oldu" de. "Geçmişe baktığımda dokunamadığım bir sen vardın, sabaha uyandığımda karabasan gibi üzerime çöken sensizlik neyin nesiydi" de. "Rüyalarımda dokunup, öptüğüm kadın neden gerçek olamadın" de. Hadi ama gamzelerine dokun ve "neden hep böyle gülmedin bana" de. Söylesene be adam, konuşsana, onsuz geçen yedi yılı konuşsana onunla...

-Baba! ben bu kitabı çok sevdim. Bak Pinokyo, bak uzamış burnu. Yalan söylemiş böyle olmuş. Baba baba babaaaa!!!!

pehito
kurgu, hikaye
3. BÖLÜM BURADA

3 Mart 2014 Pazartesi

HAYAL MEYAL SARI (1)



KADIN

Raflarda ki kitaplarda arıyordu hayatının eksik parçalarını. "Belki" diyordu. "Belki tozlu iki sayfanın arasındadır diğer yarım" Belki de bu sebepten doyamazdı okumaya. Kaybolurdu sayfaların arasında, "bu olabilir mi, ben bu kadın mıyım ya da bu adam mı" deyip dururdu kendine.

Bir cümlede mi gizliydi yaşamın sırrı, o eksik parça, yoksa başka bir tende mi. Ona ait olmayan bir beden mi biliyordu, onun eksiklerini. Ama bunu bilemezdi. Nereden bilsindi. Bir kere "aşık oldum" demişti, yağmurun altında şemsiyesiz el ele yürümeye cesaret edebileceği bir aşkı olmuştu. Ama ne o yağmur yağmış, ne de o el tutulmuştu sadece hayallerde kalmıştı.

En yakın dostuydu yalnızlık o yüzden bilmezdi kalabalık olmak ne demekti. İşte yine kitapçıda yalnızlığını unutmuş kendini arıyordu. Sarı bir kitaba uzattı elini, en dikkat çekicisi oydu çünkü. Bütün renklerin arasında insan zihnini en çok uyaran, dikkatini artıran bir o kadar sinirlerini bozan ama cazibesine karşı konulamayan en az bir kere dokunmak isteyeceğin renkti o. Adına bile bakmadan çevirdi sayfalarını ve tam o an burnuna değdi, hatıralarının küflenmiş sandıklarında kalan bir koku. Asla bir parfüm kokusu değildi, kişiye özel esmer bir tene ait hüzün kokan bir kokuydu bu.

ADAM

Göz hapsine almış izliyordu onu."Hiç değişmemiş" diye geçirdi iç çekerek. Kalabalığa karışmış, belki başkası için sıradan görünen halini yırtarcasına çıkan gizemli duruşu her zaman olduğu gibi onu yine hemcinslerinden ayırıyordu. Geçen yedi yılda daha da güzelleşmişti sanki. Yüzünde onu kendi olmaktan alıkoyan tek bir kozmetik ürün yoktu.

Üzerinde siyah gabardin bir palto vardı, Siyah saçlarını taçlandıracak altın rengi bir tokayla arkadan at kuyruğu yapmış, o bile bir papatyanın çimlerin üzerinde sade duruşunu gölgelemeyen bir nergis, hoş kokulu bir sümbül gibi duruyordu saçlarında.

Hala çok asil ve çok güzeldi. "Ne okuyor acaba" diye geçirdi içinden. Narin parmaklarının arasına aldığı sarı ciltli kitabın yerinde olmayı diledi. Cansız bir nesne olup onu anlamayı istedi. "Acaba hangi cümle onu derinden etkiler, kulağına fısıldasam bana da, o kitaba baktığı gibi ilgiyle bakar mıydı." diye iç çekti.

Aklını alan bu kadın ayaklarını da esir almıştı sanki. Arkasında, onun rahatlatıcı sandal ağacı kokusunu içine çekerken buldu kendini. Ve tam o an, bir çift kahverengi göz aşkla, arzuyla, hem çekmek hem de itmek ister gibi bakıyordu ona....

pehito
kurgu, hikaye
2. BÖLÜM BURADA
görsel google'dan alıntıdır

1 Mart 2014 Cumartesi

SENİ SEVİYORUM



Kalbimde ki kırmızı aşkı giyindim bedenime,
Doladım gecenin siyahını belime
Yıldızları toka diye taktım, siyah saçımın her bir teline.
Soyut kelimeleri bıraktım denize
Somut olanları kaptım da geldim.

Anlaşılır olmak bu gece ki dileğim
Konuşup anlattıklarım değil
Susup söyleyemediklerim ama duy istediklerim
Büyüyüp büyüyüp dudaklarımın arasından çıkamayanlar
Belki de sadece iki kelime 
İşte söylüyorum
Sadece seni seviyorum, bil istedim.

pehito
görsel google'dan alınmıştır.

26 Şubat 2014 Çarşamba

ONUN ADI MAVİ


Hadi koş,
Mavi yollara koş.
Sarıl sevgiliye ve kucakla iki tur dönün kendi ekseninizde.
Öp dudağından bırak onu yere.
Sahipsiz zannederken kendini, yasla sırtını sırtına
Şaşırt hem onu hem de kendini.
Arala dudaklarını, ilk çıkan kelime
Olsun onun adı, ve sonra bir cümle, bağlasın ikinizi
"Seni seviyorum" olsun
Bu akşam ikinizin de rengi..

pehito

resim google'dan alıntıdır

24 Şubat 2014 Pazartesi

İÇ SESİM KİMİN ESİRİ



Bazen sadece unutmak istersin, unutmak. Nereden tutup çektin ki bu cümleyi, sırtında bir kambur gibi. Unutmak dediği an hatırladı yüreğine yük ettiklerini. Yazıp yazıp defalarca sildiklerini. Ortaya seremeyeceklerini. Geceleri onu yorganın altına hapis eden kuytularına gizlediklerini.

Bir öpücük, bir dokunuş, bir çift kahverengi göz ve bir adamın siyah saçının siyah tellerini hatırladı ya da bir kadının. Şarkıları hatırladı. Beraberken dinlenen ayrıyken dinlenen şarkıları. Güzelliğin başka hiçbir yerde beş para etmediğini en çok onun yanındayken ışıl ışıl parladığını hatırladı. Şimdiyse o şarkılar; parlak siyah saçlarını, parlayan ela gözlerini ateş böceklerinin terk ettiğinden başka hiçbir şey hatırlatmaz oldu.

Unutmak mı demiştin, "en önce silmem gereken bu kelimeydi hafızamdan" dedi. Şöyle demezdi hiç "bugün hatırlamadım seni" unutmak olmasa hatırlamakta olmazdı ve belki bu kadar takılmış da olmayacaktı bu kelimeye. 

Öyleyse silmeli yeniden başlamalı, peki o adam/kadın hiç mi olmamalı. Yeniden başladığın hayatında hiç mi yeri olmamalı. "Peki o zaman ben, ben olabilecek miyim " dedi ve "O da kalsın" deyip iç geçirdi zamana. Ne zormuş veda da edilemiyor kabul de edilemiyor. Arafta olmak gibi bir şey bu. Öyleyse inanmadığın ya da inandığına dua etmeli. Bana unuttur o iki kelimeyi. Hatırlamayı da unutmayı da sil zihnimden. Sil ki ben sorgulayan değil sadece kabul eden olayım. 

Ama ben bu beni seviyorum. Hadi en iyisi ben, ben olayım.

iç sesim kimin esiri oldu
pehito

21 Şubat 2014 Cuma

HİÇBİR ÖPÜCÜK AVUTAMAZ BENİ


Sıcak bir ağustos akşamı,
Yürüyorum sahili baştan sona.
Amacı var gibi ama amaçsızca.
Yakamoza selam edip, yıldızlara haber yolluyorum.
Beni görüp diziliyorlar gecenin gerdanına.

Bu kez düşünmeden gideyim istiyorum
Adımlarım aklımdakilerden habersiz gitsin,
Yalnızca beni duymak istiyorum ama kalbimde ki beni duymak,
Yasaklarını günahlarını bırakıp yola öyle devam edeyim istiyorum..

Sıcak mı demiştim, peki şimdi neden üşüyorum
Yalnız adamlara, yalnız kadınlara üşüyorum.
Beni ben yapanlara ama ben olmayanlara donarak sarılıyorum.
Öpüyorum içlerinden birini, kendimi değil onları ısıtıyorum.

Başkalarını ısıtmak için yaşar gibi yapıyorum
Kendimi unutuyorum.
Sonra anlıyorum;
Öyleymiş gibi yapıyorum, herkesi kandırıyorum
Bütün o olanları kandırıyorum,
Beni ise hiçbir öpücükle avutamıyorum

pehito

resim farklıkareler.blogspot.com'dan alıntıdır

12 Şubat 2014 Çarşamba

HEP BANA HEP BANA



Ne kadar ağır hissediyorum kendimi, üzerimde bana ait olmayanlarımla. Bana ait olan giysileri kapının yanındaki portmantoya fırlatıp, kendimi cam göbeği mavisi pofuduk kanepeye adeta başka bir şeymişim gibi, bir yastık bir şal, fırlatıyorum. Konuştuklarımızı düşünüyorum. Beyoğlu'nda Limonlu Bahçe'de, o yeşil limon ağacının altında, limonatamı yudumlarken kurduğun cümlelerini.

"Ama aşkım yaaa.. Ilgilenmiyorsun artık BENİMleee! Eskiden ne güzeldiii. Ben hep konuşurdum sen ağzın kulaklarında, ışıl ışıl gözlerinle dinlerdin BENiii, sanki o an dünyada ilk kez duyduğun şeyler BENim dudaklarımdan dökülüyormuş gibi!! Bir de her buluşmamızda BANA mutlaka minik de olsa bir hediye alırdın, bir çiçek örneğin, buluştuğumuz günlerde BEN de mutlaka bir değişiklik bulur, iltifat ederdiiin. Ya bugün, oturmuşsun o ağacın altına, ağzından tek bir kelime çıkmadan öylece gözlerini kapamış, hamakta sallanıp duruyorsuuun!!"

Şimdi de gözlerimi kanepemde kapamış SENİ ve söylediklerini düşünüyorum. BEN ilk kez., ilişkimiz başladığından bu güne ilk kez SENLİ anların huzurunda, SENİN varlığında "kendimi dinlemek" istedim be aşkım. Bilemiyorum çok mu şey istedim?

pehito
kurgu, hikaye

fotoğraf alıntıdır..

3 Şubat 2014 Pazartesi

LİRİK HAYAT



Peşinden sürüklendiğimin ne olduğunu bilmeden, koşuyorum parmaklarımın ucunda.
Dönüyorum iki kere kendi çevremde, pembe elbisem üzerimde.
İçimde küçük bir kız çocuğun coşkusu, kalbimde sahip olamadıklarımın korkusu.
Uçuş uçuş eteklerim, yoluma çıkan mavileri toplayıp yapıştırıyorum eteğimin ucuna..
Ellerimle uzanıyorum uçsuz bucaksız zamana, elime çarpanlara sahip olmak ister gibi, dokunuyorum onlara.. 
Uğultusunu duyduğum naif rüzgarın esintisiyle, terse dönüyorum. 
Şimdi peşinden koştuklarım, benim ardımda bana doğru koşmakta. 
Uzatmak istiyorum elimi onlara, 
Takılıp düşüyorum, kaybolduğum bir zamana.
Uzanıyordu ellerimiz ama hep ters yönde inatla ve bir gün;
Aniden karanlık gökyüzünde bir yıldız kaydı , bir şimşek çaktı, yağmur başladı ve ben üşüdüm, çok üşüdüm.
Ne pembe elbisem, ne de mavilerim yetmedi ısıtmaya.
Gecenin kuytusunda, bir şemsiyenin bana uzandığını gördüm, 
Koştum o mavi şemsiyenin altına, yağmurdan kaçarken ben AŞK'a tutuldum tam o anda!!

pehito

30 Ocak 2014 Perşembe

SÜRREAL AŞK



Çok beğendim resimlerinizi, kullandığınız renkler, hoyrat fırça darbeleriniz. Pek anlamam aslında resimden, bu davetli geldiğim ilk sergi. Sürreal değil mi çalışmalarınız. Gerçeküstü, gerçeklikten uzak.. Bir kaç ressam biliyorum; ALBRECHT ALTDORFER, GIUSEPPE ARCIMBOLDO, AUBREY BEARDSLEY hıııım bir de ARNOLD BOCKLIN çok eski zamanlarda yaşamışlar 1922'li yıllar. Güzel resimler yapmışlar ve günümüz de bile anılır olmuşlar. Zaten her şeyin güzelini eski zamanlarda yaşayan insanlar yapmışlar.

Aşkın güzelini de onlar yaşamışlar, bakma bana öyle aşkın güzeli olur mu diye. Resimlerinin mavileri bana diyor ki; bu adam duygu adamı, siyahları keskin çizgileri kuralları var diyor. Sarılar sıcak bir adam ve dikkat çekmeyi seviyor ama en önemlisi bu adam sanatçı ruhu taşıyor diyor.

Doğruyu söylemedim size, davetiye falan almadım, zaten sizin çevrenizden çok uzaklarda kendi kabuğunda yaşayan bir kadınım ben. Rüyamda gördüm sizi, açık konuşacağım, şunu diyordum rüyamda kendime "bu adam güzel bir adam değil, kilosu da epey fazla ve kısa boylu da, aslında zayıflasa sevimli bir yüzü var. Peki beni neyi etkiledi de girdi rüyalarıma." Sonra hiç şüphesiz şöyle devam ediyorum cümlelerime; "o sanatçı ruhlu bir adam, duygularını fırçasına, oradan beyaz kağıda geçiren sanatçı ruhlu, duygusal bir adam. Benim ruh eşim o." Ne kadar uzun zamandır kendime; hayata iki kişi gelirmişiz, kendine benzeyen başka bir ruhla. Benim eşim kim deyip duruyordum ve siz girdiniz rüyalarıma.

Siz gerçekten o fırçayı tutan adam mısınız, o renkler gerçekten sizin mi, yoksa magazin programlarında her gece yanınızda başka başka genç tenlerle gezen adam mısınız siz. Sözlesenize, sahi siz kimsiniz?

pehito

29 Ocak 2014 Çarşamba

NOKTASIZ HAYAT



Ne kadar acı biriktirebilirsin içinde, 
Ne kadar taşıyabilirsin yüklerini?
Hangi virajda dağılır, hangi köşe başında kime çarpar onunla toplanırsın!
Buz gibi havaya aldırmadan, ellerini cebine sokmuş, ne kadar uzağa gidebilirsin?
Hangi ateşin başında ısınmaya karar verir, verirsin de gidemem dersin!
Yüreğin buz tutmuşken, ateşin sıcağını hissedebilir misin?
Söylesene hiç, bir an durup baktın mı kendine,
Sordun mu; bu yolculuk nereye?
Var mı bu istasyon'dan sana uzanan bir yol,
Yoksa uçsuz bucaksız mı gideceğin yol?
Ne çok soru işaretin, arada es vereceğin virgüllerin var ama 
Ne bana, ne de sana "Dur! Burası bizim" diyeceğin,
Bir noktan yok!

pehito



28 Ocak 2014 Salı

SADE'LİĞİN DOZU!


Yalın'lığın dozunu kaçırmış, yalın ayak yürüyorum..
Sade'liklere çarpa çarpa geçiyorum,
Sade dostluklardan, 
Sade hayattan, 
Sade hikayeler ve belki de
Sade bir aşktan..

pehito



14 Ocak 2014 Salı

ŞAİR'İN KALEMİDİR AŞK


Gecenin kuytusundan çığlığım..
Göremezsin ama duyabilirsin belki, gönlünün sızısında beni.
Ne o Güldün mü? 
Gamzelerin pek havalı görünüyor ama Neden?
Senden daha iyi kim bilir, şairin kalemidir aşk!
Hani dokunamadığı, ulaştım derken kaybettiği aşk.
Benden önce de söylenmiştir elbet;
Şair aşık yaşamalı, aşık ölmeli. 
Bitti mi aşk?
İşte o vakit; kelimeler hızla kaçıyor senden, 
Bunu en iyi şair olan bilmeli!
Yazacaksan eğer;
Hep bir aşkın olmalı; sana değen, senden giden ya da hayallerini süsleyen.
Şairin kalemidir aşk, onu kalbine kilitlemeli!!

pehito 

28 Aralık 2013 Cumartesi

SEN ONA SAKIN İNANMA YA DA İNAN SEN BİLİRSİN!!


Bir varmış, bir yokmuş diye başlamış masal. Tıpkı diğer masallar gibi, en başından müjdelemiş aslında; "Heeey fazla sevinme, kısa sürecek bu da bir yerde bitecek" demiş ama Esas Kız, kendini öyle kaptırmış ki masala, sonuna hazırlıksız yakalanmış.

Esas Kızın bir derdi varmış. Açmış Esas Kız, çok aç. Bu bizim bildiğimiz açlıklardan değilmiş tabi. Sevgiye açmış, gerçek dokunuşlara, sevilmeye, sevmeye açmış. Yıllar önce daha yeni genç kız olmuşken, başına gelenler yüzünden kapamış kapılarını da o yüzden açmış. Korkuyormuş Esas Kız erkeklerden, tekrar aynı şeyleri yaşamaktan korkuyormuş.

O korku kalbinin derinliklerinde bir yerlerde saklanırken, Esas kız ülkesinde her zamanki normal rutininde işlerine devam ediyormuş. Gel zaman git zaman ama bir yerde dur zaman derken bir gün, dağların ardından, güneşi arkasına alarak, bembeyaz bulutları da peşinden sürükleyerek; o muhteşem, görkemli atıyla Beyaz Atlı Prens gelmiş. Esas kız onu görür görmez başka şeyler hissetmiş. Bedenine başka, ruhuna başka, kalbine başka gelen şeyler. Kalbine bir serçe konmuş, karnına misafir kelebekler gelmiş, nefesi tıkanacak gibiymiş neler olduğunu anlamadan ülkesinde unuttuğu duygularla dolanır olmuş.

Esas Kız; artık güne prensle başlayıp, prensle veda ediyormuş ve bir yandan geçmişi hatırlıyormuş. O karanlık günü, sevgilim dediği kötülükler ülkesinin baş veziri Karanlık Adamın ona yaptıklarını hatırlıyormuş ya da zaten hiç unutamıyormuş o geceyi. Onu ülkenin kalpsiz ama güzel prensesiyle yakaladığı günü hatırlamış. Ruhunda bıraktığı geri dönülmez hasarı ve güvensizliğinin nedenini hatırlamış ve bu yüzden yüreğindekilere inat uzak durmuş prensten.

Beyaz Atlı Prens aldırmamış Esas Kızın bu hallerine. Çok özel yaklaşmış ona. Ruhunu okşayan, kalbine dokunan cümleleri uçuşuyormuş ortalıkta. Esas Kız kendini teslim etmek istiyormuş Beyaz Atlı Prense ama geçmişi bir türlü izin vermiyormuş rahatlamasına. Her gece söz veriyormuş kendine yarına onunla başlamayacağım diye ama Beyaz Atlı Prensten gelen her güzel sözle ya da ne güzel sözü, beyaz atlı prens "günaydın" dese o kelime büyüyüp devleşip gökyüzünde yıldız oluyor, ışıl ışıl parlıyormuş Esas Kıza. Bütün bunların karşısında Esas Kızda vazgeçemiyormuş Beyaz Atlı Prensten.

Hem korkudan, hem de yıllar önce kapadığı kapılarını aralayan Aşktan çarpıyormuş minik kalbi. Aşkı bazen şen kahkahalara, bazen göz yaşlarına dönüşüp taşıyormuş Dünya'ya. Esas kız karar vermiş, tüm zincirlerini kırmış. Kendine yasakladığı hislere açmış kapılarını sonunda ve o iki yasak kelimeyi söylemiş Beyaz Atlı Prense; "SENİ SEVİYORUM" demiş bir çırpıda. Zaten gözlerinde pınar oluyormuş aşk, tutamıyor akıyormuş Dünya'ya.

Ve birden; gök karamış, kara kara bulutlar sarmış her yanı, şimşekler düşmeye başlamış yeryüzüne. Esas kız küçülmüş küçülmüş, minicik olmuş. Beyaz at; siyaha dönmüş. Prens; çirkin bir yaratığa dönüşmüş. Her yerde çirkin yaratığın kahkahası ve o kirli cümleleri yankılanmaya başlamış. "HAHAHAHAHAH her şey benim EGOM içindi. Seni de kandırdım, diğerlerine yaptığım gibi. Ben ne zaman zayıflasam atım beyaz olur, ben de bir prense dönüşürüm, sonra saf bir kadının Aşkını emer eski gücüme kavuşurum. HAHAHAHAHAH seni de kandırdım. Şimdi ÇOOOOOOK GÜÇLÜYÜM!!!!!!!!!!!!" diye adeta kükremiş.

Esas Kız ağlamaya başlamış, içinden sessiz sessiz ağlamış, gözünden iki damla yaş akmış. Biri aşk için diğeri güven için. Ağladıkça büyümüş, büyümüş. Çirkin yaratığın boyunu geçmiş, yaratık onun yanında küçücük kalmış. Sonra Esas Kız anlamış; ben tüm kötülüklere inat temiz, saf duygularımla ve AŞKLA yaşamalıyım hayatı demiş...

Bu hikaye de burada bitmiş. SON
kurgu, hikaye
pehito

15 Aralık 2013 Pazar

AŞK


Uğruna usanmadan şarkı bestelenen, şiir yazılan, sözler söylenen tek olgu AŞK.
Daha nice kalpler kırılacak senin için,
Niceleri ağlayacak aşk aşk diye,
Nice uykusuzluklar senle geçecek..
Ama asla vazgeçilmeyecek..

pehito