arkanı dönme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arkanı dönme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Aralık 2013 Perşembe

ARKANI DÖNME (9. bölüm)

İlk kez okuyacaksan BURADAN başla.


Oyuncaklarımla oynamayı, onların neden yapıldığını anlamaya çalışırken bırakmıştım. Bir dönemim nereden geldiğimize o kadar takılmış geçti ki, o dönem ki hayatım hep başka bir boyutta geçti. Her şeyin içinde kendimi arıyordum, kendi içimde benden izler bulamayınca kafamı başka şeylere çevirmeye başladım. Elimin dokunduğu ama en önemlisi ruhuma dokunan şeylere baktım içinde az biraz ben var mıyım diye.
Emindim bir yanım eksik gidiyordum ve öyle kararlıydım ki eksik parçamı tamamlayıp yoluma devam etmeye ve işte O'nu o günlerden birinde tanıdım.

Sırlar Dosyası: 2. gün

O dediği kimdi, neden bu güne kadar haberdar değildim O'ndan. Daha fazla devam edemeyecektim. El bilgisayarını, Selin'in "değil, değil, bu hiç değil" deyip aralarındaki farkın ne olduğunu hiçbir zaman anlayamayacağım ama onun çocuk gibi neşelenerek aldığı "evet, kesinlikle burada durmalı" dediği ve kahverengi duvarın önüne koyduğumuz krem rengi ketenle kaplanmış chester kanepeye bırakıp, mutfağa gittim.

Annem Kayra'ya yemek yedirmek için tüm oyuncakları masanın üzerine dökmüş, işe yaramayacağını anladığında da mavi küçük bir kaseye su doldurmuştu. Kayra'nın, elini kaseye sokup tüm mutfakla birlikte kendini de ıslatmasına izin vermiş, çaresizce ağzına bir kaşık çorba verebilmek için uğraşıyordu.

Bir an azmine hayranlıkla baktım ama "Selin burada olsa, asla böyle bir şeye izin vermezdi" demekten de kendimi alamadım. İstemsizce, bir anda çıkmıştı ağzımdan kelimeler. Annem çaresizce iç geçirdi ve yüzüne ona ait olmayan bir tebessüm yerleştirmeyi başardı.

-Sana da çorba vermemi ister misin?
-Hayır anne, bir kaç telefon görüşmesi yapmam gerek.
-Kiminle?
Aslında umurunda olmadığını biliyordum ama hayatın neresinde olduğumu merak ettiğini de. Bu soru da bu yüzden sorulmuştu.
-Önce yayın evini arayıp, romanın gecikeceğini söyleyeceğim. Sonra da doktoru arayacağım.
İşte tam o an, yüzünde ki emanet gülümseme yerini kaygılı gözlere bıraktı.
-Ne doktoru?
-Selin'in doktoru, Sinem Hanım.
Eminim o an bana yüzlerce soru sorabilir, tıpkı çocukluğumda ki gibi ifademi alabilirdi ama yapmadı. "Tamam canım." dedi ve zor görevine geri döndü. Kayra o bir kaç cümlelik arayı oldukça iyi değerlendirmiş bir kase suyu yere boşaltmıştı. Annem sanki hiçbir şey olmamış gibi kaseyi yeniden suyla doldurup "uçak geliyoooooor" dediğinde, ben mutfaktan çıktım.

Çoğu zaman çalışmak için bazen de Selin ve Kayra'dan kendime kaçtığım anlarda duvarı ve mobilyaları bembeyaz, evde kendi zevkime göre döşenmiş tek yer olan çalışma odama girdim. O'nu düşündüm. Selin'in hayatına girmiş, benim haberdar olmadığım O'nu. Yayın evini arayıp gecikmeyi bildirdim ve Sinem Hanım'ın numarasını tuşlayıp, her zaman beşe kadar sayıp kapadığım arama sesinin ilkini duydum. 1-2-3-4-...

9.bölüm sonu
pehito
kurgu,hikaye

15 Aralık 2013 Pazar

ARKANI DÖNME (8. BÖLÜM)

İlk kez okuyacaksan BURADAN başla :)


On bir bilemedin on iki yaşındayım. Yazlıktayım, hava kararmış, hafif çiseleyen yağmur tenimi gıdıklar gibi üzerime yağıyor. Dalgalar, onları terbiye etmek ister gibi, tüm sivriliğini törpülemek ister gibi, kayalara çarpıp çarpıp usanmadan geri dönüyor. Bense cılız bedenimle kayalıkların ucuna kadar inip dalgaları izliyorum. Karanlık, hem de çok karanlık. Sahili aydınlatan tek şey; ayın cılız ışığı.

Sanki benim dışımda bir güç oraya bir figür yapmış beni, "bak bakalım bu dalgaların arasında ne bulacaksın" der gibi, hareketsiz, öyle duruyorum. Zaman durmuş, içimde hareket eden bir şey yok gibi. Hani şimdilerde pek moda "anı yakalayın, anda kalın" işte öyle bir şeydi yaşadığım. Ben duruyordum ve her şey benimle duruyordu sanki. 

Önce dalgaya baktım, ne istiyor kayalardan dedim. Kaya öyle hareketsizdi ki, niye gelip gelip taciz ediyordu onu. Belki de bir güç gösterisiydi yaptığı. Belki deniz kudurmasa, kaya arsız davranıp her yerini kaplardı. Onu o hale getiren denizin azgınlığıydı belki. 

Emin olmak için ne kadar büyümeliydim, onu düşündüm. Nerede, ne zaman büyüyecektim. Bu gece vücudumu terbiye etmek için akan sıcak kan mıydı beni büyütecek olan. Her ay, başa çıkmak zorunda kalacağım o şey miydi. Bedenimin azgın dalgaları o muydu. Bedenim nereye nasıl gidecek o mu belirleyecekti.

Sonra hiçbir şey getirmeden aklıma izlemek daha keyifli diye düşündüm. Zaten düşünmek için çok zamanım vardı. Tam o an bir şey oldu, boşluktaymışım gibi hissettim, ayaklarım yere basmıyor gibi. İçime benden habersiz benim dışımda bir şeyler girmiş gibi. Ruhum ikiye katlanmış gibi hissettim ve yer çekimine karşı koymadan, gözümden iki damla yaş indi yanaklarıma usul usul.
Ben ben değilmişim gibi hissettim, hayat tek elimde değil gibi. Ailemin aşırı dindarlığına inat kaçtığım Tanrı'ya ya da adı neyse ona, çok yakın hissettim kendimi ve hiç yalnız değilmişim gibi. Herkesi her şeyi duyuyordum da cevap veremiyordum kimseye. Ağzımdan tek kelime çıksa içimden kaçıp gidecek gibi hissettim ve ses vermedim kimseye.

O duyguyu yaşamak için her gece indim deniz kenarına ama olmadı, tekrarı olmadı.

Selin'in el bilgisayarı, SIRLAR dosyası 1. gün. 
Selin hem bu kadar yakın hem bu kadar uzakmış bana. Sırları varmış benden gizlediği, belki de onu o kadar çekici yapan da buydu, ona hiçbir zaman gerçekten ulaşamıyor ve o gizemi hissediyor oluşumdu.

8. bölüm sonu
kurgu, hikaye
pehito
9. BÖLÜM BURADA

9 Aralık 2013 Pazartesi

ARKANI DÖNME (7. bölüm)

İlk kez okuyacaksan BURADAN başla.
:)


"Siz ne saçmalıyorsunuz, burada eşimden bahsediyoruz. Tabi sanırım sadece yaşayan bilir, Hipokrat'ın ve sizin uğurlanan kişinin arkasından, yakınlarının ne hissettiğine dair, hiçbir fikriniz yok. Bu ne bencillik!! Bana her şeyi anlatmak zorundasınız Sinem Hanım, hem de her şeyi." sesim beni bile ürkütecek kadar öfkeli çıkıyordu. Vücudumun ne dediğini düşünmek bile istemiyorum. Bedenim kasılmıştı ve önüme gelecek her şeyi yıkıp geçebilirdim.

Doktor'u omuzlarından tutup sarstığımı ancak hasta bakıcılar iki kolumdan tutup beni çekiştirdiklerinde fark edebildim.

"Anlatmak zorundasın doktor, an-lat-mak zo-run-da-sın" İki günde üçüncü kez o sakinleştirici iğnelerden birini yapmışlardı. Soluk alış verişim düzeldiğinde, 36 yaşındaki bir adama yakışmayacak, bana kendimi elinden şekeri alınmış çocuklar gibi hissettirecek şekilde ağlıyordum.

*"Yapmayın, Burak Bey. Cenaze işlemlerinizi halledin, sonra gelin biraz konuşalım sizinle."
"Anlatacak mısın doktor, neler olduğunu anlatacak mısın?" nabzımın yavaşladığını ve sesimin bir fısıltı gibi çıktığını fark etmiştim.
Gözümü açtığımda yine aynı hastane yatağında yatıyordum. Her zaman bana doğallığı fısıldayan yeşil renk "ölüm, ölüm, o öldü" diye alçakça bağırıyordu.

Sinem hanım gözlerini kocaman açmış bana bakıyor, yüzümde bir şeyler arıyor gibiydi. Selin'e ait bir şeyler, ya da ben öyle düşünüyorum. Her şeyin Selinim'le ilgili olması gerektiğini düşünmekten kendimi alamıyordum.
*Şimdi nasılsınız, daha iyi hissediyor musunuz?

O andan bu ana ne değişmişti ki, vücuduma giren yatıştırıcı dışında. Ama kötü olduğumu belirtmenin beni bir adım ileri götürmediğini fark etmiştim ve bıraktım sızlanmayı.

*Size yazdığı mektuplar vardı Selin Hanım'ın, İki yılını anlattığı mektuplar. Ayrıntılarını bilmiyorum ama bir seansımızda bundan bahsetmişti. Onları arayarak başlayabilirsiniz. Belki size bir yardımı olabilir.

"Teşekkür ediyorum, çok teşekkür ediyorum" o an bana Selin'i hediye etmiş gibi hissettim. Sanki onu diriltip yeniden bana vermiş gibi.

Hastanede ki prosedürü hallettim ve ertesi gün Selin'i toprağa verdim. Hayatımda ilk kez Tanrı'ya ve cennete inanmayı istedim o an. Ama bunu nasıl yapacağımı bilemedim. Varlığını hiçbir zaman sorgulamadığım bir şeyi hayatıma nasıl dahil edeceğimi bilemedim. Onu uğurladım ve artık teninin tenime, sandal ağacı kokusunun onun teniyle birleştiğinde etrafa yaydığı eşsiz kokusunun bana verdiği huzuru hiçbir yerde bulamayacağımı bile bile onu sonsuzluğa uğurladım.

7.bölümün sonu
pehito
kurgu, hikaye
8. BÖLÜM BURADA

7 Kasım 2013 Perşembe

ARKANI DÖNME (6. BÖLÜM)

İlk kez okuyacaksan BURADAN başla. :)



Nereye yıkılmalıydım, ne tutacaktı beni. Ne yöne gitsem dağılacaktım belliydi. İlk gün geldi gözümün önüne. İkinci tatilimi de Ege'de yapıp İstanbul'a dönmüştüm. Arkadaşlarla Taksim Nevizade'de rakı-balık yapalım demiştik. Murat'ın sevgilisinin bir kız arkadaşını da davet etmişlerdi. Arkadaşı da masada olduğu için hiç geyik çevirmemiştik. Hem Murat ve Simin ciddiydi. Çok geçmeden nişan yapmayı planlıyorlardı ve bu bir kere daha dikkat etmemiz anlamına geliyordu.

Ortaya biraz kalamar biraz ahtapot sipariş ettik. Onu da Simin'e hoş görünsün bizim Murat diye, şıklık olsun diye yani. Yoksa ortaya mevsim salatası, yanına da mevsim balıkları bir de buram buram anason kokan bir rakı oldu da bitmişti, yetmişti.

Balıktan koca bir parça ağzıma atmış, tam rakımı elime alacakken; omzunun altına uzanan beyaz tenine inat yüzünün önüne saldığı siyah saçları, beyaz üzerine mavi, kırmızı ve yeşilin birbirinin içine karıştığı çiçek desenli ceketi ve altına giydiği vücudunun hatlarını gösterişli bir şekilde ortaya çıkaran lacivert pantolonu, az topuklu ayakkabılarıyla fashion kızlarını kıskandıracak güzellikte bir kadın masamıza doğru emin adımlarıyla yürüyordu. Her adımı kalbimin içine sızıyor gibi yavaş ama her koyduğu adımla, ben buradayım der gibi geliyordu.

O an ağzım yarı açık bakıyordum ona ve hiçbir eklemime sahip olamadığım gibi çeneme de hakim olamamış "bu ne güzellik" demiştim, bizi tanıştırdıklarında. Arkasına bakmadan kaçacağını Murat'a ve Simin'e bu nasıl bir manyak diyeceğini düşünmüştüm ama öyle olmadı. Gülümsedi ve sanki hayatında ilk kez böyle bir cümle duymuş gibi gözlerimin içine baktı ve "teşekkür ederim" dedi. Yüzünde ortaya çıkan o gamzesine ilk o gün aşık oldum ben, tam o an ve ölene kadar da böyle olacağına söz verdim.

O gece bana bir fal baktı. İşime dair, aileme dair doğruluğu  sadece benim tarafımdan bilinen çok özel şeyler söyledi ve bir de bir yıl içinde evleneceksin dedi. Cüretsizce çıkmıştı ağzımdan o cümle ama diyorum ya onu gördüğüm an kaybettim bedenimin kontrol yeteneğini "seninle olacaksa neden olmasın!!!" fincandan alıp gözlerime dikti gözlerini ve minik bir tebessümle "neden olmasın!!!" deyiverdi. Selin hatırı sayılır bir şirkette müdürlük yolunda ilerliyordu ve ben biliyordum ki onun gibi güzel, akıllı, kariyer sahibi bir kadın, benim gibi ilk kitabı yeni basılmış -o da rica minnet- bir adamla neden evlensin. Tamam aileden kalan hayatımı sürdürmeme yetecek kira gelirim vardı ama bu yetmezdi bunu biliyorum. Eminim bütün o gülüşler, o haddini aşan konuşmalarıma tahammüller hepsi aldığı alkolün etkisiydi. Gerçi dikkat etmiştim pek de içmemişti.

-"Burak Bey iyi misiniz"
O içime işleyen Selin'li anlardan sancılar içinde çıkıp, her şeye veda ettiğimi bilerek, aldığım her soluk ciğerimi kesiyor gibi;
-Bilmiyorum, bilemiyorum. Neden hastanızdı Selin, benim bilmediğim neler olmuştu hayatında. Neden "ölümden çok uzakta olduğumuzu düşünüyordum" diyorsunuz, neden yakındı Selin ölüme. Hepsi için cevap istiyorum sizden? dedim.
Derin bir iç çekti ve;
-Burak Bey, hasta vefat etmiş olsa bile, benim size bunları anlatmam yasal değil, üzgünüm. Gerçekten çok üzgünüm.

6. bölüm sonu
pehito
kurgu, hikaye
7. BÖLÜM BURADA

5 Kasım 2013 Salı

ARKANI DÖNME (5.BÖLÜM)

İlk kez okuyacaksan BURADAN başla. :)

Anneme bıraktığım her bir kağıdın hayal kırıklığıyla gidiyordum. Selin hiç mi güvenmemişti bana, ona göre beceriksiz bir adamdım da, bana bunu hiç mi belli etmemişti. Çocuğuma bakamazdım, ona bir şey olursa her şeyi birbirine mi karıştırırdım. Yoksa bu gidiş planlı mıydı? Yaşayacaklarını biliyor muydu? Yine o yol gösterici dediği, diğerlerine benzemiyor dediği rüyalarından birini mi görmüştü de böyle bir hazırlığa girişmişti!

Evimiz Moda'da, hastane Nişantaşı'ndaydı. Aradaki yolu şuursuzca ilerlemiştim, hastane kapısından girdiğimde; arabamın kontağını ne zaman çevirdiğimi, ne zaman hastanenin önüne park ettiğimi fark etmemiştim. Kendimi kaza anına geri dönmüş gibi hissettim. Sesler yine uğultulara dönüştü, görüntü bulanıklaştı, yerin ayaklarımın altından kaydığını hissettim ve sonrası; görüntüyü geçirmeyen ama sesi olduğu gibi size ileten, asker yeşili örtüyle çevrelenmiş bir alanda sedyenin üzerinde sırt üstü yatıyor oluşumdu.

Hemşirelerin kulak tırmalayan sesini duyuyordum. An itibariyle bütün sesler olduğundan daha büyük değiyordu kulaklarıma.
"Danışmaya doğru ilerlerken düşüp bayıldı. Nabzı normal, ateşi yok. Panik atak olabilir."
"Pardon, pardon kalkabilir miyim?"
"Lütfen biraz daha uzanın, doktor hanım geliyor."
"Peki"

Peki, peki, peki her şeye peki. Gelsin bakalım. Neyi tedavi edebilir. Kalbimde ki sızıya bildiği bir ilaç var mı? Beni sakinleştirecek, eksik parçamı tamamlayacak bir ilacı var mı, buradan alıp götüreceğim sevgilimi toprağa emanet etmeden yola devam edebilmemizin çaresi var mı doktor hanımda. Hadi gelsin bakalım..

-"merhaba"
-"merhaba"
Annenin yavrusunu en çaresiz anında sarıp sarmalayan sıcacık sesi gibi geldi bu "merhaba"
-"Adım Sinem Keskin, hastanenin psikoloğuyum. Vücut değerleriniz olağan çıktığı için bana haber verdiler. Adınızı öğrenebilir miyim?"
-Burak Yiğit.
-Daha önce bu tarz bayılmalarınız ya da bayılırken hissettiklerinize benzer semptomlar yaşadınız mı hiç?
-Hayır. Daha önce bana bu kadar yakın birini sonsuza kadar kaybetmedim. Eşim bir trafik kazası geçirdi ve hastanenizin morgunda. Dün akşam üzeri buraya getirdiler. Cenaze işlemleri için geldim ve kendimi hiç iyi hissetmiyorum.
-Selin Yiğit'den mi bahsediyorsunuz, eşiniz miydi? Başınız sağ olsun, gerçekten çok üzgünüm.

Işıl ışıl parlayan çimen yeşili gözlerindeki tüm elektrik kesilmiş gibiydi. Son cümlesiyle sanki yüzü matlaştı, belli ki otuzlu yaşlarının başındaydı ama bir kaç yaş daha ileri gitmiş gibi, çilli yanakları daha da çillendi ve hücrelerinde ki bütün kan çekilmiş gibi pembe-beyaz yüzü sarardı.
Selin'in burada olduğunu bilmesine anlam veremedim. Her yatırılan hastaya dair bilgileri olamazdı. Türkiye'nin en kapsamlı ve en çok hasta kabul eden hastahanesinde böyle bir hasta takibinin yapılması mantık dışıydı. Peki öyleyse, nasıl, nereden biliyordu Selin'i.

-Karımı nereden tanıyorsunuz?
Yine kanatlarının altına almak istermiş gibi, yumuşak kadife sesiyle beni olduğum yere, kalbimin sadece Selin'e ait yerine kilitledi.
-Burak Bey eşiniz iki yıldır benim hastamdı ve bu yaşanan sondan artık çok uzakta olduğumuzu düşünüyordum.

5. bölüm sonu
kurgu, hikaye

6. BÖLÜM



30 Ekim 2013 Çarşamba

ARKANI DÖNME (4. BÖLÜM)

İlk kez okuyacaksan BURADAN başla. :)



Bornozumu kaptığım gibi banyodan çıkıp Kayra'yı kucağıma aldım.
-Baba, annem nerede?
-Kayracığım, annen gitti.
Bunu söyler söylemez yine o katılarak ağladığı krizlerden birine başlayacağını düşünüyordum ama Kayra;
"Gelecek mi?" diye sordu.
-Hayır kızım, annen çok uzaklarda. Belki bunu seninle daha sonra tekrar konuşuruz ama şunu bilmelisin; seni çok seviyor.
-Ta-mam..

Nereden gelmişti bu olgunluık, neler oluyordu bilmiyorum. Ama bir an Kayra'nın tepkisiyle içimde biriktirdiğim tüm nefesi koyverme fırsatı bulabildim.

-Banyo yapmak istiyorum baba.
Genellikle Selin, Kayra'yla ilgili hiçbir şeyi bana bırakmazdı, bir kaç defa birlikte banyo yapmıştık ve altından kalkabileceğimi düşünüyordum.. Suyun ısısını ayarlayıp küveti doldurdum, yanına almak istediği bebekleriyle birlikte Kayra'yı Suya bıraktım. Kayra'nın bebek şampuanını aramak için dolapları karıştırırken her dolaptan elime bir kağıt parçası gelmeye başladı.

"Kayra'nın bebek şampuanı sağdaki üst dolapta. Kayra'nın bebek pudrası soldaki çekmecede, Kayra'nın yedek bornozu odasındaki komedinin alt çekmecesinde."

Gözlerime yaşların dolmaya başladığını hissettim ama akmasına izin vermeyecektim. Selin biliyor muydun, öleceğini biliyor muydun? Koşarak evdeki çekmecelerin teker teker hepsini açtım. Allah'ım her birinden aynı şey çıkıyordu. (Her çekmecede ne olduğu üsten alta doğru sıralanmış şekilde.) Bana ait olanlar çekmeceler ya da dolaplar dışında hepsinden bir kağıt parçası çıkıyor ve her bir kağıt parçası kalbime hançer gibi saplanıyordu. Biliyor olamazdı, insan kaderini nereden bilirdi. Sahi kader neydi?

Bizim elimizde miydi, yoksa yaradılışımızla belirlenmiş bir çizgi miydi? Kim yazıyordu, tanrı mı, kul mu? İnançsız bir adamın ilk kez tanrıyı sorgulayışıydı bu an. Ölümü bu kadar yakın yaşamamıştım hiç, şimdi bir şeylere sığınmaya ihtiyaç duyuyordum ve ilk durak varlığını bir kez bile sorgulamadığım tanrı mıydı?

Üzerime serilen dikenleri bir bir bedenimden çıkarıp bir kenara bıraktım. Haberim vardı, her buldukları fırsatta eskisinden daha güçlü yapışacaklardı tenime. Ama ne tenim onların yabancısı ne de onlar tenimin yabancısı olacaktı. Kayra'ya baktım. Bebeklerine annesinin bir daha gelmeyeceğini anlatırken, saçlarını şampuanladım ve kısacık bir durulamadan hemen sonra Selin'le Londra'ya gittiğimizde Mothercare'de görüp aşık olduğumuz kafasını geçireceğimiz kısmı ayıcıklı krem rengi bornoza onu sarıp  düşüncelerimden de kurtulmak ister gibi bir çırpıda Kayra'yı banyodan çıkardım.

Selin'in her çekmeceye yerleştirdiği kağıtları elimde biriktirdim. Hiç zorlanmadan Kayra:'nın giysilerini bulup onu giydirdim.
-Kayra bu gün babaanne gelecek!!
Tamam anlamına gelen bir ses çıkarıp kafasını yukarı aşağı salladı. Kayra'yı alıp mutfakta mama sandalyesine oturtmuşken zil çaldı. Mutfaktan sola dönüp krem rengi döşemenin üzerinde ilerledim, kapıyı açtım ve annem şişmiş gözleriyle karşımda, bana zoraki gülümsüyordu.
Elimdeki kağıtları anneme uzattım, "mutfak çekmecelerinde de aynılarından var, ben cenaze işlemleri için çıkıyorum. Kayra sana emanet" diyebildim. Kayra'ya döneceğimi söyleyip kapıyı kapadım ve oraya doğru ilerlemektense bedenimi korlara atmayı tercih edeceğim yola doğru her bir adımı ruhumu parçalayan yola doğru yol aldım.

4. bölüm sonu
kurgu,hikaye
pehito
5. BÖLÜM

21 Ekim 2013 Pazartesi

ARKANI DÖNME (2. BÖLÜM)

İlk kez okuyacaksan BURADAN başla. :)

Uzun uzun Kayra'ya baktım. Onun yüzünde Selin'e benzeyen bir şeyler arayıp durdum. Kayra gözlerini kapadığında bütün doğa kurallarına inat bana benziyordu. Onun Selin'e benzer tek yanı gözleriydi. Annesininki gibi derin bakan kara gözleri.

Dünya'ya geldiği günü hatırlıyorum. Selin normal doğumdan korktuğu ve bir kaç kötü doktor tecrübemizden sonra, "güvendiğim bir doktora sezeryan yaptırırım, hem günü ve saati belli olur, risk almak istemiyorum" demişti. Kayra'yı taşıyan oydu ve tabi ki karar Selin'in olmalıydı. Kayra'yı kucağımıza verdikleri an ikimiz de bir gülüp, bir ağlıyorduk. Hayatımın en şaşkın deneyimi buydu. Selin öyle bir anda bile her zamanki muzipliğini yapmıştı. "Senin bir kopyanı dünyaya getireceğimi bilseydim, bu işe hiç kalkışmazdım" deyip küçük bir tebessümünden sonra, içine gömülmek istediğim gamzeleri yüzünde gül gibi açmıştı.

Ona aşıktım, hem de deliler gibi ama o gün bir kez daha aşık olmuştum. Bugüne özel aldığı göğsünün üst kısmı imitasyon incilerle işlenmiş pembe geceliğinin üzerinde duran yüzü, her zamankinden daha aydınlık ve ışıl ışıldı. Memesine yapışmış olan kızımızın varlığı onu eskisinden daha kadınsı gösteriyor ve artık her şeyime ortak bir bebeğin hayatımıza girdiğini anlıyordum.