kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2013 Perşembe

ARKANI DÖNME (6. BÖLÜM)

İlk kez okuyacaksan BURADAN başla. :)



Nereye yıkılmalıydım, ne tutacaktı beni. Ne yöne gitsem dağılacaktım belliydi. İlk gün geldi gözümün önüne. İkinci tatilimi de Ege'de yapıp İstanbul'a dönmüştüm. Arkadaşlarla Taksim Nevizade'de rakı-balık yapalım demiştik. Murat'ın sevgilisinin bir kız arkadaşını da davet etmişlerdi. Arkadaşı da masada olduğu için hiç geyik çevirmemiştik. Hem Murat ve Simin ciddiydi. Çok geçmeden nişan yapmayı planlıyorlardı ve bu bir kere daha dikkat etmemiz anlamına geliyordu.

Ortaya biraz kalamar biraz ahtapot sipariş ettik. Onu da Simin'e hoş görünsün bizim Murat diye, şıklık olsun diye yani. Yoksa ortaya mevsim salatası, yanına da mevsim balıkları bir de buram buram anason kokan bir rakı oldu da bitmişti, yetmişti.

Balıktan koca bir parça ağzıma atmış, tam rakımı elime alacakken; omzunun altına uzanan beyaz tenine inat yüzünün önüne saldığı siyah saçları, beyaz üzerine mavi, kırmızı ve yeşilin birbirinin içine karıştığı çiçek desenli ceketi ve altına giydiği vücudunun hatlarını gösterişli bir şekilde ortaya çıkaran lacivert pantolonu, az topuklu ayakkabılarıyla fashion kızlarını kıskandıracak güzellikte bir kadın masamıza doğru emin adımlarıyla yürüyordu. Her adımı kalbimin içine sızıyor gibi yavaş ama her koyduğu adımla, ben buradayım der gibi geliyordu.

O an ağzım yarı açık bakıyordum ona ve hiçbir eklemime sahip olamadığım gibi çeneme de hakim olamamış "bu ne güzellik" demiştim, bizi tanıştırdıklarında. Arkasına bakmadan kaçacağını Murat'a ve Simin'e bu nasıl bir manyak diyeceğini düşünmüştüm ama öyle olmadı. Gülümsedi ve sanki hayatında ilk kez böyle bir cümle duymuş gibi gözlerimin içine baktı ve "teşekkür ederim" dedi. Yüzünde ortaya çıkan o gamzesine ilk o gün aşık oldum ben, tam o an ve ölene kadar da böyle olacağına söz verdim.

O gece bana bir fal baktı. İşime dair, aileme dair doğruluğu  sadece benim tarafımdan bilinen çok özel şeyler söyledi ve bir de bir yıl içinde evleneceksin dedi. Cüretsizce çıkmıştı ağzımdan o cümle ama diyorum ya onu gördüğüm an kaybettim bedenimin kontrol yeteneğini "seninle olacaksa neden olmasın!!!" fincandan alıp gözlerime dikti gözlerini ve minik bir tebessümle "neden olmasın!!!" deyiverdi. Selin hatırı sayılır bir şirkette müdürlük yolunda ilerliyordu ve ben biliyordum ki onun gibi güzel, akıllı, kariyer sahibi bir kadın, benim gibi ilk kitabı yeni basılmış -o da rica minnet- bir adamla neden evlensin. Tamam aileden kalan hayatımı sürdürmeme yetecek kira gelirim vardı ama bu yetmezdi bunu biliyorum. Eminim bütün o gülüşler, o haddini aşan konuşmalarıma tahammüller hepsi aldığı alkolün etkisiydi. Gerçi dikkat etmiştim pek de içmemişti.

-"Burak Bey iyi misiniz"
O içime işleyen Selin'li anlardan sancılar içinde çıkıp, her şeye veda ettiğimi bilerek, aldığım her soluk ciğerimi kesiyor gibi;
-Bilmiyorum, bilemiyorum. Neden hastanızdı Selin, benim bilmediğim neler olmuştu hayatında. Neden "ölümden çok uzakta olduğumuzu düşünüyordum" diyorsunuz, neden yakındı Selin ölüme. Hepsi için cevap istiyorum sizden? dedim.
Derin bir iç çekti ve;
-Burak Bey, hasta vefat etmiş olsa bile, benim size bunları anlatmam yasal değil, üzgünüm. Gerçekten çok üzgünüm.

6. bölüm sonu
pehito
kurgu, hikaye
7. BÖLÜM BURADA

2 Temmuz 2013 Salı

KIRMIZILI KADIN


Kırmızılı Kadın, başka hiçbir renk giymezmiş. Rujunu kırmızı seçermiş, ojesini kırmızı. Işıl ışıl parlarmış, herkes peşinden koşar, onun hakkında hayaller kurarmış. Kırmızılı Kadın eve gelince silermiş ojesini rujunu, çıkarırmış elbiselerini bembeyaz kalırmış. Kimse onu öyle görsün istemezmiş. Bilirmiş ki teni beyaz floresan gibiymiş, tüm kusurlarını gösterirmiş.

Ertesi gün Kırmızılı Kadın tekrar dışarı çıktığında, yine tüm kafalar onun geçtiği yöne doğru çevrilmiş. Herkes ona bakarmış ama Kırmızılı Kadın bu durumdan pek de memnun olmazmış. Kendini hep kırmızıya mahkum hissedermiş.

Bir akşam her zamanki gibi yine eve gelmiş, çıkarmış üzerindekileri birden kapı çalmış; Kırmızılı Kadın hazırlıksız yakalanmış. Zil öyle arka arkaya çalışıyormuş ki Kırmızılı Kadın, beyaz floresan teniyle kapıyı mecbur açmış. Gelen alt komşusuymuş, bir bardak una ihtiyaç duymuş. Ama görünce Kırmızılı Kadını beyaz floresan teniyle, orada nutku tutulmuş kalmış. Kırmızılı Kadın anlamış, alt komşusu görmüş tüm kusurlarını önce biraz rahatsız olmuş, sonra komşusuyla sohbete koyulmuş.

Yıllardır başına gelmeyen bir şey gelmiş. Kırmızılı Kadınla ilk kez biri sohbet etmiş. Komşusu "sen ne kadar akıllı kadınmışsın" demiş.  Kırmızılı Kadın kapıyı kapatmış, tüm kırmızı kıyafetlerini camdan aşağıya fırlatmış. Sevmiş floresan beyazı halini, o da böyle yaşlanmış.

pehito

24 Nisan 2013 Çarşamba

GECEDE BEN


Gecenin siyahını giydim üzerime, yıldızları taktım belime. 
Ay hilal olmuş, "selam" ettim; 
Bu gece her şeye paydos edip, "gece benimdir merak etmeyin" derim.

Düştüm Düşler Sokağına, baktım Hüzün Kovan Kuşu burada. 
Ah! Çok severim sokağın sakinlerini, aldım elime buz gibi mutluluk iksirimi;
Bir yudum alıp kahkahamı patlattım, tereddütsüz şarkılarını hatırladım.

"Hüzün kovan kuşu gelmiş,
Gecenin yanağına konuvermiş, 
Ay tenli aşık şarkıma,
Karşılık vermiş."

Bitirdim şarkımı geceye çıktım.
Bol yıldızlı geceye karıştım.

pehito

12 Mart 2013 Salı

SÖYLE BABAM RAHAT MISIN!!

Aşağıdaki hikaye, gerçek hayat hikayesinden esinlenerek, baba ve oğluna ithafen yazılmıştır.



Neden çevremde ki onca kalabalığa rağmen, bitip tükenmek bilmeyen yalnızlığım. Herkes var gibi, alıştığım herkes. Peki isyanım neye, neden kalabalıktan kaçıp bu odaya saklanıyorum, çocukluğumdan hatıra bir kokuyu ciğerlerime çekiyorum ve bu küçük legolarımı elime alıp o KÜÇÜK EVİ tekrar tekrar yapıyorum. Neden saklanıyorum, neye sığınıyorum. Kaçtığım şeyle, geldiğim yer hep aynı aslında.

1 Şubat 2013 Cuma

TEK GERÇEĞİM ÖLÜM

boğaz köprüsü

Bir sürü uğultu var kafamda, sanki koca bir sinek yığını başımın etrafında dolanıyor gibi, gözlerim kararıyor, önümdeki demire neyi beklediğimi bilmeden sıkı sıkı tutunuyorum.

Yüzlerce yüz bana bakıyor ama hepsi birer gölge, sanki var olmamışlar, aklım bana oyun oynuyor gibi. Düşünüyorum en son ne zaman bu kadar insanı bir arada görmüştüm, tamam şimdi hatırladım, geçen ay; vefat eden annemin cenazesinde.

Her günüm annemin dizlerinde olduğumu hayal ederek geçiyor bir aydır her gün. Sanki onu kaybettikten sonra herkesi kaybettim. Babam hiç tanımadığım bir kadınla görüşüyor, üstelik annemi toprağa verdiğimiz ilk günün gecesinden beri. Bu nasıl bir ACI, bu kadar mı yalan dünya. Sevgiler bu kadar mı yalan, babamdı o benim, hep saygı göstermem gereken, annemin her zaman sevmemizi öğütlediği adam. Yalanmış demek AŞKLAR, SEVGİLER, GÜVENLER yalan.

Karşımdaki insanlardan birinin sesi kulağıma değmeye başlıyor, şu en sevdiğin şarkının melodisi gibi,  çınlıyor kulağımda. Gözlerim tekrar kararıyor, başım öyle dönüyor ki elimdeki demire daha sıkı tutunuyorum. Annem yok, babam yok, eh be güzel sevgili sen neden yaptın bunu bana. Neden en zayıf anımı bekledin NEDEN.

Yürüyorum, bedenimdeki kıyafetleri delen yağmura aldırmadan sonunda senin kokunu alacağımı bildiğim evimize yürüyurum, O delici yağmur, öyle titretiyor bedenimi ama ben memnunum, sonunda güzel sevgilimi kucaklayıp onun bedeniyle ısınmak var biliyorum. Onun sıcacık dudaklarının bedenimde dolaşması var ve bu her zerremin ıslanmasına değer. Biliyorum onun kolları; annemin yokluğunu, babamın terk edişini bana zarar veren her şeyi unutturacak, tek yer biliyorum.

Kapıdayım sevgilim, kalbim ağzımda çarpıyor şimdi. Birazdan sen olacaksın yanımda ve tüm terk edilişlerim son bulacak senin yanında. Seni kucaklayıp yatağımıza uzanacağım ve bitecek tüm hüzünler, ılık bir rüzgarla terk edecek beni biliyorum sevgilim.

İçerideyim sevgilim, dört yıldır birlikte uyuduğumuz odadayım, senin o melek yüzün karşımda, öyle huzurlu, öyle mutlu, öyle güzel uyuyorsun ki, ben seni uyandırmaya kıyamayacağım. Seni kaldırıp, NEDEEEEEN!!!! diyemeyeceğim, yanında ki ADAM KİM!!!! diyemiyorum.

Kapıyı kapattım sevgilim, şimdi o yağmur eskisinden daha deli yağıyor, daha çok ıslatıyor, daha çok üşütüyor beni. Bir taksi durdu yanımda, inen yolcunun yerine ben geçtim sevgilim. Çek Boğaz'a kardeş!!

Şimdi o ağıt, anlamlandı, sensin o; muhteşem duruşuyla, tüm asilliği, tüm masumiyetiyle karşımda duran benim dört yıllık sevgilim. Son bir çığlık geliyor kulaklarıma, evet bu benim adım.Senin ağzından duyduğum son ses; MEHMEEEET YAPMAAAA!!!!

Elveda sevgili; parmaklarımı gevşetiyorum, avuçlarımın arasındaki demirleri bırakıp, o bedenime damla damla dökülen yağmurların kaynağına karışıyorum şimdi, bilirsin ne çok severim ışıl ışılken BOĞAZI, ne çok severim İSTANBUL'u şimdi sıra ben de; ben terk ediyorum. Gidiyorum, benim tek gerçeğime; ÖLÜME.

pehito
kurgu, hikaye

18 Aralık 2012 Salı

İŞARETLER


işaret
Eski sevgilimi bir türlü unutamıyorum. Gün içindeki işlerime dalsam da, bir bakmışım bugün 'Burak'ı hiç düşünmedim' derken bile kendimi onu düşünürken buluyorum. Ne hayatımdaki adam, ne işim, ne yaşadığım yeni heyecanlar, ne de gittiğim yerler hiçbir şey onu unutmama yardım etmiyor ve her gün kafamın içinde bir kanser hücresi gibi büyümeye devam ediyordu.

Bir de gecelerim var benim.  Yaşasın bugün Burağı düşünmedimin, anlık neşesinden gerçeğe uyandıktan hemen sonra, bugünde olmadıyı düşünürken, sancılı uykularıma dalıyorum. Sonra Burak'la buluşuyoruz gözlerim kapalı, kokusunu alıyorum önce, müthiş bir huzur ve tarifsiz bir mutluluk duyuyorum.  Gözlerimi açıyorum karşımda duruyor, kahverengi kısık gözleri gözlerimde, sonra bir adım daha yaklaşıyoruz önce ellerimiz buluşuyor ve sonra ince kıvrımlı dudakları benimkine değiyor ve bir daha ayrılmayacakmışız gibi birbirimize sarılıyoruz ve o kabus anı; bedenimin ihtiyacı olan günlük uyku zamanım doluyor gözlerimi açıyorum, peluş ayım yanımda O DEĞİL. Uyandığım kabusumu tatlı bir rüyaya dönüştürebilmek için; 'MERHABA HAYAT, BUGÜN GÜZEL BİR GÜN' diyorum.

Alarmın çalmasıyla onsuz kabus günlerimden birini yaşamak için yataktan kalkıyorum. Beş yıldır birbirini takip eden günler, biri diğerinin aynısı gibi yaşanıp gidiyordu.  Akllımda hep onun anısı, yüreğimde onun aşkı, BELKİ O DA AŞIKTIR BANA, UNUTAMAMIŞTIR BENİ, HAYATINA GİREN HİÇ BİR KADIN BENİM GİBİ OLMAMIŞTIR belki günlerimden birinde, ihaneti de göze alarak onu aramak için telefonu almamla, telefon çalmaya başllıyor, nabzım yükseliyor ve kalbim hızla atmaya başlıyor BURAK diye geçiyor içimden.

Hep, birini siz ne kadar güçlü düşünürseniz, onu ne kadar kalpten isterseniz o da sizi öyle çok hisseder diye düşündüm. Ben Burağı her düşündüğümde şu an o da beni düşünüyor, ben de bunu hissediyorum dedim kendime ve beni beş yıldır rahatlatan tek şey de buydu ve bir de sosyal paylaşım sitesinden aldığım, gün içinde defalarca baktığım fotoğrafı.

Telefonun ekranına bakıyorum; arayan Aslı. Burak değil, sanki Burak olmak zorundaymış gibi, o an nasıl bir hayal kırıklığı yaşadığımı anlatamam, tarifsiz bir sancı oturuyor yüreğime. Aslı'yla konuşmamı bitirip, hemen sonra telefonu elime alıyorum ve beş yıldır hafızamdan silemediğim numarasını tuşluyorum

12 Aralık 2012 Çarşamba

DİYALOG (internet)



Sonunda kadına da şu internet'e girilen, cep telefonlarından alınmıştır. Kadın internetin cazibeli dünyasını keşfeder ve;
A-Yeter artık bırak şu telefonu!
K-Anlamadım neden?
A-Ne kahve, ne çay hiç birşey gelmez oldu!
K-Hah, tam ben de onu söyleyecektim; ben kahvemi sade alırım,

8 Aralık 2012 Cumartesi

DİYALOG





K-Beni seviyor musun?
A-Bazen..
K-Şu an bazenlerden birini mi yaşıyoruz?
A-Hayır.
K-Neden?
A-Uykum var.

:) Neden bu kadar farklıyız demeyin, onlar erkek biz kadın :)