hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2014 Cuma

ÖLÜM KALIM MESELESİ DEĞİL HAYAT


Hayat aldanmaz sana ama bak aldatır unutma. Bazen kanmak ister insan, kana kana içmek, kana kana sevmek, kana kana ölmek ister. Bazen sürüklenmek ister bir şarkının melodisine, bir kadeh şarap ister insan bazen. Bazen ayakların götürür seni, bazen sadece rüzgarın ılık esintisi. Bazen sonunu bilerek gider insan, bazen sonunu görmeden gider ama illede gitmek ister.

Bazen acınacak hale düşmeyi bile ister insan, ilgi beklediğinden değil de sonunda yenilmez çıkmak istediğinden belki de. Yenile yenile yenilmez olmak ister ve bilir istemek yetmez, beklemek yetmez öyleyse koşmak ister insan.

Şşşşşt sana söylüyorum, hadi durma koş!!

pehito
:)


27 Mayıs 2014 Salı

EVRİMİM DEVRİM OLSUN



Düşüncesizliklerimi taşıyıp başka yerlere düşünceli olmaya karar verdim. Tabi her şeyde olduğu gibi kararlı olmak yetmezdi. Verdiğimiz kararlarımıza inanıp beynimize sinyaller göndermeli, beynimiz bunu algılamalı sonra da davranışa dönüştürmeli. Bir de bütün bunları motor davranış haline getirmeliyiz ki, sürekli düşünüp beyne sinyal göndermeyi kesmeli, gönderilecek yeni sinyaller içinde yer açmalıyız.

İşin özeti şu, bazen kendimize saçmalama izni vermeli saçmalaya saçmalaya saçmalıklarımızı bitirmeli, kendimize saçacak bir şey bırakmamalı ve sonunda "ben olmalıyız" isterseniz biz de olabiliriz. Sonuç olarak hayat paylaştıkça güzel. Acılar azalır paylaştıkça, mutluluk çoğalır derler. Bence hiç de doğruyu söylemezler, İkisi de çoğalır paylaştıkça. İnsan anlattıkça yeniden yeniden yaşar yazdıkça bir kez yaşar, yazarken yaşar akıtır içindekileri bilinmezlikler nehrine, anlattıkları nehrin suyundan içenlere ya da nehir de yüzenlere bulaşır ama bilmez yazan, kime değmiştir yazdıkları.

O yüzden yazar yeniden yaşar yazar, hayal eder yazar, arzular yazar ve bırakır yine aynı nehre. Vazgeçtim adı bilinmezlikler nehri olmasın, adı internet olsun, her okuyana dokunsun. Birine dost olsun, birine düşman olsun ama her okuyana yoldaş olsun.

Yıllardır bıkmadan usanmadan dinlediğim şarkılar var, bir de dans ettiklerim var, bir de ağladıklarım, bir de dinlerken gülümsediklerim. Bak onlar da yoldaş dinleyene ve bilmiyor şarkıyı söyleyen, kime ne zaman değdi o şarkı ve neyi değiştirdi hayatında.

Hııı, evet evet doğru ya da bu ne saçmalamış diye okuyan arkadaşım selam olsun sana. Teşekkür ediyorum, okuyan gözlerine sağlık diliyorum. Seni tanımıyorum ama sevgilerimi sunuyorum çünkü biliyorum o da paylaştıkça artar ve ben tam şu an gülümsüyorum, hadi sen de dene. Bak çok kolay.

pehito
:)

23 Mayıs 2014 Cuma

KENDİME SONSUZLUK BAHŞETMEDİM


Bazen, sadece "bazen" diyecek gücü bulabiliyorum kendimde. Bazı zamanlarda kendimi daha güçsüz hissediyorum. Her zaman güçlü olamayız zaten öyle değil mi? Bir robot, bir makine değilsek eğer her daim mutluluk ve her daim hüzün yoktur. İnsanlık azıcık ondan azıcık bundan gerektirir ya da gerektirmelidir.

Bazen şöyle diyorum kendime. Belki de çok önemsiyoruz kendimizi ya da çok korkuyoruz ki sonsuz olmak istiyoruz. Bedenlerimize ruhlar sıkıştırıp diyoruz ki "İyiysen cennete, kötüysen cehenneme gideceksin" yani yine sonsuzsun diyoruz ya da "bu ruh var ya bu ruh, bu bedende son bulmayacak varlığı. Bu ruh her ölümle yeniden doğacak, başka bedenlerde can bulacak" diyoruz ve yine sonunda kendimize hep sonsuzluk bahşetmiş oluyoruz.

Bitsin istemiyoruz, dursun istemiyoruz. Peki ya sana şöyle desem; belki de hepimiz birer hücreyiz ve birleşerek bir organizmayı meydana getiriyoruz. Ruh falan yok sadece bedenlerimiz var, tüm varlığımız bedenlerimiz. Kötü insanlar birer kanser hücresi iyi insanları ya ele geçirip kötüleştiriyor ya da iyi insanlar onları ele geçirip iyileştiriyor. Amacımız organizmayı yaşatmak ya da yok etmek.

Varlığın tek nedeni bu belki. Belki de hayat sadece bir tek doğum ve bir tek ölümden ibaret.

sevgilerimle
pehito

26 Şubat 2014 Çarşamba

ONUN ADI MAVİ


Hadi koş,
Mavi yollara koş.
Sarıl sevgiliye ve kucakla iki tur dönün kendi ekseninizde.
Öp dudağından bırak onu yere.
Sahipsiz zannederken kendini, yasla sırtını sırtına
Şaşırt hem onu hem de kendini.
Arala dudaklarını, ilk çıkan kelime
Olsun onun adı, ve sonra bir cümle, bağlasın ikinizi
"Seni seviyorum" olsun
Bu akşam ikinizin de rengi..

pehito

resim google'dan alıntıdır

24 Şubat 2014 Pazartesi

MUTLU MUSUN ELİNDEKİLERLE



Sıcak değdi tenime
Soğuktum, eritti beni.
Çıkar at ceketini, otur dinle beni
Bir es ver hayata ve yeniden dene.
Sıkıldığın ne varsa at geriye, bak önündeki renklere
Sarıların sıcağına dal, güneşin beyaz tenini kavurmasına izin ver
Bronzsan dert etme bile, yat öyle sere serpe.
Mavide hayal et ve gerçek olması için şaklat iki parmağını
Yapamıyorsan bir şarkı söyle, ben yaparım zevkle senin yerine
Kırmızıya biraz beyaz kat ve kabul et sana kat kat gelecek pembeleri
Siyaha siyah diye bakma
O ne kirli çıkın bilmez misin
Her renk var onun içinde 
Çek çıkar canının istediğini, dansına ve müziğine kat her birini
Güzel kadın savur eteklerini.
Hey adamım dağınık bırak saçlarını sen de bir kereliğine
Ve kimseye sorma "nasıl olmuşum" diye
Unutma iyisi de var, kötüsü de ama en önemlisi mutlu musun elindekilerle

Sevgilerimle
pehito
resim google'dan alınmıştır

22 Şubat 2014 Cumartesi

NE İSTİYORSUN ZEYNEP 2

ÖNCEKİ BÖLÜM TIKLA

-Otur
*İyi de
-Boş ver iyiyi kötüyü, gel otur!

Sesi ve tavrı biraz değişikti adamın. Yayılarak çıkıyordu her kelime ağzından ve biraz da incelerek. Bir de tuhaf bir el hareketiyle gözünün önüne gelen kıvırcık saçlarını geriye atıyordu. O saçlar önüne gelmekten genç adam da onları geriye atmaktan büyük bir zevk alır gibi art arda tekrarlanan bir rütüele dönüşmüştü bu saç olayı.

*Makyaj var yüzünde
Hafif de olsa fondöten, bir de dudak parlatıcısı sürmüştü genç adam
-Evet, sende de yok.
Onda ki varlık olmasa bende ki yokluk hiçte dikkat çekici olmayacaktı diye geçirdi içinden Zeynep
*Evet, yok.
-Yeni mi karar verdin?
*Neye
-Değişmeye
*Çok mu belli oluyor, yeni olduğu
-Evet
*Peki ya sen
-Ben doğduğumda beri böyleyim. Hiç farklı olmadım. Anlaşılan ruhum yeni bedeniyle anlaşamadı hiç. Hahahahahaha
"Komik mi" diye geçirdi Zeynep içinden. Gerçekten komik miydi? Yoksa acınacak haline mi gülüyordu.
-Adın ne?
*Zeynep
-Hımm değiştirecek misin peki? Benimki de Hakkı ama bu halime pek uymadığı için Hakkuş der arkadaşlarım bana
*Ne var halinde?
Aslında farkındaydı tuhaflığın ama doğal karşılamaya zorluyordu kendini.
-Hahahahah ne mi var? Belli değil mi kuzum?
*Bilmiyorum, şu an hiçbir şey bilmiyorum. Neyi bilmem neyi bilmemem gerektiğini bile bilmiyorum.
Ve kadın ruhuna yenik düşüp ağlamaya başladı Zeynep..
-Dur kıııız beni de ağlatacan şimdi. Sonradan olunmaz anacım. Neysen osun. Ben hep böyle hissediyordum, doğduğumdan beri, bebeklerle oynamayı çok severdim, makyaj yapan kız arkadaşlarımı pek bir beğenirdim. Dans etmeye bayılırdım. Hatta biliyon mu kız, bir gurubumuz var sahne alıyoruz Taksim'de. Gelir izlersin belki bir gün.
Annemle babam ben çok küçükken ayrıldılar. Annem yeniden evlendi, kendi babam hahahaha bu da ne komik bir söylem oldu. Anla işte öz babam ressam. Sanatçı adam. Hepsi bir anda öğrendi dans ettiğimi, üvey olan babam .rospu olmuşsun sen dedi. Babam demedi bir şey. Aferin de demedi ama bak. Annem zaten karışmaz hiçbir şeye öyle meşgul ki kendiyle.
Neyse işte bak, sonradan olunmaz böyle. Hah demiştim değil mi onu. Sen kaçmışsın belli ki, bir şeylerden kaçmışsın ama kaçtıklarını da getirmişsin yanında. Böyle kaçılmaz ki sonra başka yükleri de alırsın kambur omzuna. Sen en iyisi çıkar o memelerine taktığın bantları ve yüzleş seni buraya getiren olaylarla.
Bak işkembeyi de yiyemedin, soğudu. Yiyemezsin miden almaz, sevmezsin ki zaten değil mi işkembeyi. Yoksa sıcak içilir işkembe.
Dön kuzum geri dön, çevir sayfalarını sonra kapa defterini ve aç yenisini ama eski hesaplarını gör sonra aç.

Zeynep, dinledi dinledi. Tek kelime etmedi. Teşekkür edip ayrıldı Hakkuş'un yanından ve hızlı hızlı çıktı indiği yokuşu. Açtı dairesinin ahşap kapısını ve etrafa bakındı. "Küf kokuyor" dedi yüksek sesle. Yarın bu odayı boyamalı diye geçirdi içinden ve girdi Eyfel Kule'li nevresimin içine Hakkuş'u ve söylediklerini düşünerek uyudu.

pehito
kurgu, hikaye

NE İSTİYORSUN ZEYNEP 1

Gözünün üzerine düşen perçemine saklamıştı bakışlarını. Gölgelere sığınmış, kaybolmayı seçmişti. Her adımında geri dönüp adımlarının bıraktığı izi takip ediyordu. Kan kırmızı bir yudum şarapta bulmuştu unutmayı sonra bir yudumun ne olduğunu. O gece kesmişti saçlarını kısacık, bir adam kılığına bürünüp yaşamaya karar vermişti. Sıkıca bantladı pek de büyük olmayan göğüslerini ve bulduğu en rahat gömleği altına da tracking yaparken giydiği neredeyse yıkanmaktan parçalanacak hale gelmiş on yıllık kotunu geçirdi.

Bu kez gece almasın gözlerini diye Rayban'in polis modeli gözlüğünü geçirdi yüzüne. Ay ışığından saklamıyordu gözlerini, göz göze gelmekten saklıyordu belli ki. Aynada kendine baktı, sevmedi yeni halini hatta tiksintiyle baktı kendine ama istemiyordu ne eski bedenini ne de kalbindekileri.

"Hadi bakalım" dedi kendi kendine yüksek sesle. Bir adam bedeninden çıkan zarif kadın sesine omuz silkti ve küf kokan tek odalı evinin ahşap kapısından, apartmanının dar merdivenlerine bıraktı kendini. "Hoşça kalın hamam böcekleri" deyip acilen sesine de bir çare bulması gerektiğini fark etti. Kısabilirdi belki sesini, daha kısık olursa belki daha anlaşılmaz belki de yok olacaktı.

Apartmandan çıkıp belediyenin her seçim öncesi hatırlamaya bile değer bulmadığı bozuk yollarından yokuş aşağı bıraktı kendini. Önce hızlı hızlı yürüdü daha sonra yüzüne vuran rüzgara meydan okur gibi açtı kollarını ve koşmaya başladı. "Zeyneeeeep" diye bağırıyordu. Kendi adıydı kulaklarına değen. Yolun eğimi azalana kadar koşmaya ve bağırmaya devam etti. Geri mi istiyordu kendini, yoksa gerçek bir veda mıydı emin olamadı ama onun istediği; her şey değişsindi.

Ve başlamıştı işte, değişiyordu her şey.
-Zeynep ha, kim Zeynep? Abla mı diyelim abi mi?
İçi titredi, derin bir nefes aldı kuytularında gizlediğinden ve kıstı sesini;
*Benim Zeynep? Ne o bir şey mi vardı?
Hissettiğinden daha cesur daha ezici çıkmıştı sesi. Yüzünde alaycı bir ifade vardı. Adamlar cüsselerine bakmadan garip görünüşlü kız mıdır erkek midir belli olmayan varla yok arası bu genç kadından bir adım geri durdular.
-Yok, merak ettik, öyle bağırdığını duyunca, aradığın biriyse yardım edelim diye
Zeynep o an anladı sıradan görünmenin yerini alan bu farklılık, tuhaflık ya da adı her ne ise kendine saçma bir saygınlık kazandıracaktı.
*İhtiyacım olursa haber ederim, hadi daha fazla meşgul etmeyin beni.
Kendi de bilmiyordu ya nereye gidiyordu, neydi meşguliyeti, sadece başından savmak istedi o iki adamı. Başka zaman olsa hatta iki gün öncesi olsa salyalarını akıta akıta ona bakacaklarını bildiği bu iki adamla daha fazla yan yana durmak istemedi.

Daha minyon olanının omzuna çarparak geçti yanlarından Bıraktı kendini içindeki şarkının melodisine bu sefer daha ağır adımlarla daha dingin yürüdü yolları. Her zaman olana inat hiçbir şey düşünmeden attı adımlarını, bir kaç saat sonra midesinden gelen seslere kulak verdi. "Acıktım" dedi. Yanında biri varmış gibi. Düşündü aslında iki kişiyim şu anda, hala Zeynep benimle ve yeni ben kimim bilmiyorum diye geçirdi içinden. Sonra beyaz bir ışık gördü, kaldırıma düşen beyaz ışığın geldiği yere baktı. İŞKEMBE SALONU yazıyordu. "Iıııığğğğ" hiç düşünmeden aniden çıkmıştı bu ses ama çok acıkmıştı, madem eski Zeynep değildi hatta belki Zeynep bile değildi. "Bunu da yap" dedi ve girdi salona.

Kimi pala bıyıklı adamların olduğu, kimi şık ama ucuz saten gece elbiseli kadının olduğu, bir iki tane normal diyebileceği insanın olduğu salona girdi. Bütün masalar doluydu. "herkes mi işkembe sever" diye geçirdi içinden ve boş bir yer aradı. Gür kıvırcık saçları kulak memesine kadar inen genç bir çocuk el salladı ona. Zeynep önce üzerine alınmadı etrafına bakındı, ondan başka genç adama dönük kimsenin olmadığını fark edince "ben mi" diyerek kendini işaret etti .Genç adam olumlu anlamda kafasını salladı ve Zeynep adama doğru yürüdü.

BÖLÜM İKİ BURADAN DEVAM TIKLA
pehito
kurgu, hikaye

21 Şubat 2014 Cuma

HİÇBİR ÖPÜCÜK AVUTAMAZ BENİ


Sıcak bir ağustos akşamı,
Yürüyorum sahili baştan sona.
Amacı var gibi ama amaçsızca.
Yakamoza selam edip, yıldızlara haber yolluyorum.
Beni görüp diziliyorlar gecenin gerdanına.

Bu kez düşünmeden gideyim istiyorum
Adımlarım aklımdakilerden habersiz gitsin,
Yalnızca beni duymak istiyorum ama kalbimde ki beni duymak,
Yasaklarını günahlarını bırakıp yola öyle devam edeyim istiyorum..

Sıcak mı demiştim, peki şimdi neden üşüyorum
Yalnız adamlara, yalnız kadınlara üşüyorum.
Beni ben yapanlara ama ben olmayanlara donarak sarılıyorum.
Öpüyorum içlerinden birini, kendimi değil onları ısıtıyorum.

Başkalarını ısıtmak için yaşar gibi yapıyorum
Kendimi unutuyorum.
Sonra anlıyorum;
Öyleymiş gibi yapıyorum, herkesi kandırıyorum
Bütün o olanları kandırıyorum,
Beni ise hiçbir öpücükle avutamıyorum

pehito

resim farklıkareler.blogspot.com'dan alıntıdır

19 Şubat 2014 Çarşamba

SOSYALLEŞME


Bugün birini tanıdım, "gel" dedi, seninle sosyalleşelim. Elini uzattı, şüphesiz tuttum elini ve beni uzun Fransız pencerelerinde ışığı kesmeyecek şekilde yere kadar uzanan beyaz fon perdelerinin olduğu, duvarları beyaz, uçsuz bucaksız bir resim atölyesine götürdü. "Gir" dedi. Üzerimdeki siyah elbisem bu beyaz ötesi yeri kirletecekmiş gibi hissettim ve bir adım geriledim ama tutup kendine doğru çekti beni. Beyaz elbiseli sayamayacağım kadar çok kadın ve adam beyaz tuvallerinin başına oturmuş, fırçalarını huzurla tuvalin üzerinde gezdiriyorlardı. Serbest zamanlarıymış.

Resim öğretmeni göğüs çatalının başına kadar inen dekoltesi, vücuduna oturmayan beyaz elbisesi ve ensesinde topladığı siyah saçlarıyla bir melek gibi görünüyordu. Yanıma ulaştı ve iki omzumu sıkıca kavrayıp rahatsız bir taburenin üzerine oturmamı sağladı." Bak, ne görüyorsun?" dedi.

-Beyaz bir tuval görüyorum.
Öyle bakma
-Nasıl bakayım, boş beyaz bir tuvalden başka bir şey görmüyorum.
Etrafına bir bak
-Bir sürü resim yapan adam ve kadın görüyorum
Başka
-Ne başka, resim yapıyorlar işte
Daha dikkatli bak!

Artık bir yandan sinirlenmeye, diğer yandan aptalca gelse de kendimi zorlamaya başladım. Kafamı tuvalden kaldırdığımda bir kadınla göz göze geldik. Küçücük bir yüzü vardı. Bu ağız, burun, kaş, göz nasıl sığmış bu küçük yüze diye hayrete kapılmamak içten değildi. O zarif yüzü incelerken, tam o anda gözünden bir damla yaş aktı. İçinde tuttuğu her ne ise dışarı bırakmıştı belli ki. Gözlerimi gözünde tutamadım daha fazla, bilirdim bu ancak küçük bir çocuğun yapabileceği bir şeydi.

Ve arkasından, kapının hemen sağ tarafında en arkada oturan genç adama doğru uzattım bakışlarımı. Saçlarını üç numaraya vurdurmuş, elmacık kemikleri ve yüzünde ki her kıvrımı belli olan bu genç adamın gözleri de tuvalinden çok uzaktaydı. Gözlerinden bir damla hüzün akan kıza aşkla bakıyordu. Uzanmak istiyor ama uzanamıyor gibiydi. O an her ikisinin de resim yapmaya başlamış olduklarını gördüm. Kağıda geçecek olan duygulardı ve ben daha o an merak etmeye başladım, o duygu kokacağını bildiğim resimlerini.

"Şimdi anladın mı?" resim öğretmeninin sesiyle irkildim. Başımı olumlu anlamda salladım.

Hadi başla bakalım
-Ama ben teknik bilmiyorum, kalem nasıl tutulur, fırça darbesi nasıl vurulur. Hiçbir şey bilmiyorum
Zaten bunun için burada değil misin?
-Evet.
İlk dersimiz buydu, önce öğrencilerimin gönül gözünü açarım. Sonrada ruhunun renklerini öğrenmek isterim. İsterim ki ona hem resim çizerken hem hayatta yardım edebileyim.
-Çok teşekkür ediyorum size. Hayatı burnumun dibinden ibaret sanıyordum, meğer ne çok hayat, ne çok yaşam ve öğrenecek ne çok şey varmış kendime dair.

pehito
kurgu,hikaye
resim google'dan alınmıştır

15 Şubat 2014 Cumartesi

İKİ SOLUK ARASI



İki soluk arasına sığdırdığın kadardır sana ait olan.
Söylesene paylaşsan yüreğindekileri,
Geçer mi ağrısı kalbinin,
Yoksa denilen gibi çoğalır mı mutlulukların.
Hadi seç desem, hangisi benim dersin?
Mutluluk mu yoksa hüzün mü?
Eğer anlatamayacaksan;
Sen sus, konuşsun zaman.

pehito

resim alıntıdır.

6 Şubat 2014 Perşembe

SANA SÖYLÜYORUM, EVET SANA!!



Koş, koş, koş..
Yeni eve koş, yetmedi yeni araba al,
O da yetmez ev işlerine yardımcı, hadi olmadı olacak çocuğuna bakıcı da al!
Dur dur dur, 
Milli piyangodan para çıkar, hadi sen biraz daha dur!
İddia oynadım, bu sefer bana...
Bekliyorum ben ama aşk çalmadı kapımı hala!!
Kaçır, kaçır anı kaçır!
Ya sürüklen ya sürükle 
Bak canım zaman geçmekte..
Tadına var, an'ın tadına var!!

pehito


resim google'dan alınmıştır..

28 Ocak 2014 Salı

SADE'LİĞİN DOZU!


Yalın'lığın dozunu kaçırmış, yalın ayak yürüyorum..
Sade'liklere çarpa çarpa geçiyorum,
Sade dostluklardan, 
Sade hayattan, 
Sade hikayeler ve belki de
Sade bir aşktan..

pehito



10 Ocak 2014 Cuma

HAYAT

                       

Düşünüyorum neden yaşadıklarımızı değiştiremiyoruz..
Ve sonra bulduğum; biz hayata en dibinden bakıyoruz, görebildiğimiz en yakınımız. Bu yüzden seçemiyoruz doğru kim yanlış ne? Kıralım kabuklarımızı üçüncü bir göz olalım kendi hayatımıza bakan, ne çok doğrumuz yanlış, ne çok yanlışımız doğru olur o zaman.

pehito
:)

23 Temmuz 2013 Salı

YENİ BİR PENCERE AÇ


Hayatınızda hep açacağınız yeni pencereler olsun. Hep bir hareket alanı bırakın kendinize. Mesela tek bir bloger'ı takip etmeyin. Bilin ki başka yazı yazan ve sizin hayatınıza değecek başka yazılar da var. Bir tane arkadaşım olsun o da canım olsun demeyin. Arkadaşınız çok olsun, hepsinin size verdiği ayrı tat olsun. Kimiyle dedikodu yapın, kimiyle okuduğunuz kitabı paylaşın, kimine "kimseyle paylaşmam" dediğinizi anlatın. Kimine gülün, kimine ağlayın ama asla bir kişiye bağlanmayın. Çekip giderse " yeniden başlamak" tabirinin en acılı yollarından geçmek zorunda kalmayın.

İşinize bağlı olun, dürüstçe yapın, patronlarınızı sevmeyi deneyin ama orası olmazsa başka bir yer vardır, bunu da unutmayın. 

Sevin ama bilin ki sevdikleriniz de gidebilir o yüzden siz her şeyi ve herkesi sevin. Bir diziye bağlanmayın, bölüm sonu erken gelebilir unutmayın.

Duruyorum ve düşünüyorum. Hayatımda ki herkes çok değerli ama dün yoklardı. Bugün de gidebilirler. Evim çok değerli ama bunu satıp yenisini alabilirim. Yaşadığım şehri seviyorum ama başka bir şehirde yaşamak zorunda kalabilirim. Hayatımda ki hiçbir şeyi, yaşamımın merkezi yapmıyorum. Eğer sadece onun için yaşar ve tüm dünyamı onun etrafına kurarsam biliyorum ki, o gittiğinde dağılırım..

Bu çok değer verdiğim KIZIM için de geçerli. Ben de annemin babamın en değerlisiydim ama onlarla senede bir ay ancak görüşebiliyorum ve biliyorum ki zamanı geldiğinde kızım da gidecek. Hayatımın merkezi o olursa gittiğinde dağılırım.

Yaşamınızda çok insan olsun, hobileriniz olsun vakit ayırın. Her şeye seçenekli yaklaşın ve her zaman yeni pencereler açın, her yeni pencere sizi hayata daha çok bağlayacak bunu unutmayın.

Bu gece içimden bunlar geçti..
Sevgilerimle
pehito 

23 Şubat 2013 Cumartesi

DİRİLİŞ

diriliş


Eğer tekrar tekrar gelemiyorsak HAYATA,

İnan hiç adil değilsin DÜNYA ...

pehito

28 Ocak 2013 Pazartesi

POLONEZKÖY AKLIMIZI BAŞIMIZA GETİRDİ

Merhaba, muhteşem bir hafta sonu geçirdim. Polonezköy'de doğayla iç içe bir gece. Taş bir ev, odunları içine attıkça alevlerin yükseldiği şömine, arada ateşten kopan kıvılcımların taş zeminin üzerinde duran kilime sıçrayışı ama endişelenecek bir şey yok, sonunda kilime gerekli müdahaleyi yapıp, yangın çıkmaması için geriye doğru hafifçe katlamakla sorunu çözdük. Ne kadar basit bir çözüm değil mi, hayatta ki her şeyi çözmek bu kadar kolay olsa, belki de o kadar kolaydır ama biz farkında değilizdir. Ne dersiniz?
kanguru


21 Ocak 2013 Pazartesi

ANNE OLMAK (ZİMMET)

ANNE OLMAK


Düşünüyorum da, zevkle yaptığım şeylere baktığımda hepsinin ortak bir yönü var. Sonunda bir puan yok ya da mecbur değilim yapmaya,, başarılı olmak zorunda değilim ve sadece kendim için yapıyorum.. Çok iyi hatırlarım sınav sorularının cevaplarını bildiğim halde, sınavı yarıda bırakıp çok çıkmışımdır. Çünkü mecbursun orada kalmaya, her şeyin doğrusunu yazmaya ve sonuç da başarılı ya da başarısız olmaya.

Bir gün satmışım bizim minik kediyi babasına, biri evli biri bekar iki kız arkadaşımla oturuyoruz. Konu geldi; anne olmakla baba olmak arasında ki farka, konu ilerledikçe biz aynı şeyleri konuşan iki kadın olduk, çünkü durum her evde, aynı vaziyet de. Ne mi konuştuk başlıyorum;

19 Aralık 2012 Çarşamba

ÖNYARGI



GERÇEK görünenden daha güzel ya da daha çirkin olabilir.
Bunu görmenin tek yolu; ÖNYARGILARIMIZDAN kurtulmak..
pehito



18 Aralık 2012 Salı

İŞARETLER


işaret
Eski sevgilimi bir türlü unutamıyorum. Gün içindeki işlerime dalsam da, bir bakmışım bugün 'Burak'ı hiç düşünmedim' derken bile kendimi onu düşünürken buluyorum. Ne hayatımdaki adam, ne işim, ne yaşadığım yeni heyecanlar, ne de gittiğim yerler hiçbir şey onu unutmama yardım etmiyor ve her gün kafamın içinde bir kanser hücresi gibi büyümeye devam ediyordu.

Bir de gecelerim var benim.  Yaşasın bugün Burağı düşünmedimin, anlık neşesinden gerçeğe uyandıktan hemen sonra, bugünde olmadıyı düşünürken, sancılı uykularıma dalıyorum. Sonra Burak'la buluşuyoruz gözlerim kapalı, kokusunu alıyorum önce, müthiş bir huzur ve tarifsiz bir mutluluk duyuyorum.  Gözlerimi açıyorum karşımda duruyor, kahverengi kısık gözleri gözlerimde, sonra bir adım daha yaklaşıyoruz önce ellerimiz buluşuyor ve sonra ince kıvrımlı dudakları benimkine değiyor ve bir daha ayrılmayacakmışız gibi birbirimize sarılıyoruz ve o kabus anı; bedenimin ihtiyacı olan günlük uyku zamanım doluyor gözlerimi açıyorum, peluş ayım yanımda O DEĞİL. Uyandığım kabusumu tatlı bir rüyaya dönüştürebilmek için; 'MERHABA HAYAT, BUGÜN GÜZEL BİR GÜN' diyorum.

Alarmın çalmasıyla onsuz kabus günlerimden birini yaşamak için yataktan kalkıyorum. Beş yıldır birbirini takip eden günler, biri diğerinin aynısı gibi yaşanıp gidiyordu.  Akllımda hep onun anısı, yüreğimde onun aşkı, BELKİ O DA AŞIKTIR BANA, UNUTAMAMIŞTIR BENİ, HAYATINA GİREN HİÇ BİR KADIN BENİM GİBİ OLMAMIŞTIR belki günlerimden birinde, ihaneti de göze alarak onu aramak için telefonu almamla, telefon çalmaya başllıyor, nabzım yükseliyor ve kalbim hızla atmaya başlıyor BURAK diye geçiyor içimden.

Hep, birini siz ne kadar güçlü düşünürseniz, onu ne kadar kalpten isterseniz o da sizi öyle çok hisseder diye düşündüm. Ben Burağı her düşündüğümde şu an o da beni düşünüyor, ben de bunu hissediyorum dedim kendime ve beni beş yıldır rahatlatan tek şey de buydu ve bir de sosyal paylaşım sitesinden aldığım, gün içinde defalarca baktığım fotoğrafı.

Telefonun ekranına bakıyorum; arayan Aslı. Burak değil, sanki Burak olmak zorundaymış gibi, o an nasıl bir hayal kırıklığı yaşadığımı anlatamam, tarifsiz bir sancı oturuyor yüreğime. Aslı'yla konuşmamı bitirip, hemen sonra telefonu elime alıyorum ve beş yıldır hafızamdan silemediğim numarasını tuşluyorum