yaşama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2014 Cumartesi

NE İSTİYORSUN ZEYNEP 2

ÖNCEKİ BÖLÜM TIKLA

-Otur
*İyi de
-Boş ver iyiyi kötüyü, gel otur!

Sesi ve tavrı biraz değişikti adamın. Yayılarak çıkıyordu her kelime ağzından ve biraz da incelerek. Bir de tuhaf bir el hareketiyle gözünün önüne gelen kıvırcık saçlarını geriye atıyordu. O saçlar önüne gelmekten genç adam da onları geriye atmaktan büyük bir zevk alır gibi art arda tekrarlanan bir rütüele dönüşmüştü bu saç olayı.

*Makyaj var yüzünde
Hafif de olsa fondöten, bir de dudak parlatıcısı sürmüştü genç adam
-Evet, sende de yok.
Onda ki varlık olmasa bende ki yokluk hiçte dikkat çekici olmayacaktı diye geçirdi içinden Zeynep
*Evet, yok.
-Yeni mi karar verdin?
*Neye
-Değişmeye
*Çok mu belli oluyor, yeni olduğu
-Evet
*Peki ya sen
-Ben doğduğumda beri böyleyim. Hiç farklı olmadım. Anlaşılan ruhum yeni bedeniyle anlaşamadı hiç. Hahahahahaha
"Komik mi" diye geçirdi Zeynep içinden. Gerçekten komik miydi? Yoksa acınacak haline mi gülüyordu.
-Adın ne?
*Zeynep
-Hımm değiştirecek misin peki? Benimki de Hakkı ama bu halime pek uymadığı için Hakkuş der arkadaşlarım bana
*Ne var halinde?
Aslında farkındaydı tuhaflığın ama doğal karşılamaya zorluyordu kendini.
-Hahahahah ne mi var? Belli değil mi kuzum?
*Bilmiyorum, şu an hiçbir şey bilmiyorum. Neyi bilmem neyi bilmemem gerektiğini bile bilmiyorum.
Ve kadın ruhuna yenik düşüp ağlamaya başladı Zeynep..
-Dur kıııız beni de ağlatacan şimdi. Sonradan olunmaz anacım. Neysen osun. Ben hep böyle hissediyordum, doğduğumdan beri, bebeklerle oynamayı çok severdim, makyaj yapan kız arkadaşlarımı pek bir beğenirdim. Dans etmeye bayılırdım. Hatta biliyon mu kız, bir gurubumuz var sahne alıyoruz Taksim'de. Gelir izlersin belki bir gün.
Annemle babam ben çok küçükken ayrıldılar. Annem yeniden evlendi, kendi babam hahahaha bu da ne komik bir söylem oldu. Anla işte öz babam ressam. Sanatçı adam. Hepsi bir anda öğrendi dans ettiğimi, üvey olan babam .rospu olmuşsun sen dedi. Babam demedi bir şey. Aferin de demedi ama bak. Annem zaten karışmaz hiçbir şeye öyle meşgul ki kendiyle.
Neyse işte bak, sonradan olunmaz böyle. Hah demiştim değil mi onu. Sen kaçmışsın belli ki, bir şeylerden kaçmışsın ama kaçtıklarını da getirmişsin yanında. Böyle kaçılmaz ki sonra başka yükleri de alırsın kambur omzuna. Sen en iyisi çıkar o memelerine taktığın bantları ve yüzleş seni buraya getiren olaylarla.
Bak işkembeyi de yiyemedin, soğudu. Yiyemezsin miden almaz, sevmezsin ki zaten değil mi işkembeyi. Yoksa sıcak içilir işkembe.
Dön kuzum geri dön, çevir sayfalarını sonra kapa defterini ve aç yenisini ama eski hesaplarını gör sonra aç.

Zeynep, dinledi dinledi. Tek kelime etmedi. Teşekkür edip ayrıldı Hakkuş'un yanından ve hızlı hızlı çıktı indiği yokuşu. Açtı dairesinin ahşap kapısını ve etrafa bakındı. "Küf kokuyor" dedi yüksek sesle. Yarın bu odayı boyamalı diye geçirdi içinden ve girdi Eyfel Kule'li nevresimin içine Hakkuş'u ve söylediklerini düşünerek uyudu.

pehito
kurgu, hikaye

NE İSTİYORSUN ZEYNEP 1

Gözünün üzerine düşen perçemine saklamıştı bakışlarını. Gölgelere sığınmış, kaybolmayı seçmişti. Her adımında geri dönüp adımlarının bıraktığı izi takip ediyordu. Kan kırmızı bir yudum şarapta bulmuştu unutmayı sonra bir yudumun ne olduğunu. O gece kesmişti saçlarını kısacık, bir adam kılığına bürünüp yaşamaya karar vermişti. Sıkıca bantladı pek de büyük olmayan göğüslerini ve bulduğu en rahat gömleği altına da tracking yaparken giydiği neredeyse yıkanmaktan parçalanacak hale gelmiş on yıllık kotunu geçirdi.

Bu kez gece almasın gözlerini diye Rayban'in polis modeli gözlüğünü geçirdi yüzüne. Ay ışığından saklamıyordu gözlerini, göz göze gelmekten saklıyordu belli ki. Aynada kendine baktı, sevmedi yeni halini hatta tiksintiyle baktı kendine ama istemiyordu ne eski bedenini ne de kalbindekileri.

"Hadi bakalım" dedi kendi kendine yüksek sesle. Bir adam bedeninden çıkan zarif kadın sesine omuz silkti ve küf kokan tek odalı evinin ahşap kapısından, apartmanının dar merdivenlerine bıraktı kendini. "Hoşça kalın hamam böcekleri" deyip acilen sesine de bir çare bulması gerektiğini fark etti. Kısabilirdi belki sesini, daha kısık olursa belki daha anlaşılmaz belki de yok olacaktı.

Apartmandan çıkıp belediyenin her seçim öncesi hatırlamaya bile değer bulmadığı bozuk yollarından yokuş aşağı bıraktı kendini. Önce hızlı hızlı yürüdü daha sonra yüzüne vuran rüzgara meydan okur gibi açtı kollarını ve koşmaya başladı. "Zeyneeeeep" diye bağırıyordu. Kendi adıydı kulaklarına değen. Yolun eğimi azalana kadar koşmaya ve bağırmaya devam etti. Geri mi istiyordu kendini, yoksa gerçek bir veda mıydı emin olamadı ama onun istediği; her şey değişsindi.

Ve başlamıştı işte, değişiyordu her şey.
-Zeynep ha, kim Zeynep? Abla mı diyelim abi mi?
İçi titredi, derin bir nefes aldı kuytularında gizlediğinden ve kıstı sesini;
*Benim Zeynep? Ne o bir şey mi vardı?
Hissettiğinden daha cesur daha ezici çıkmıştı sesi. Yüzünde alaycı bir ifade vardı. Adamlar cüsselerine bakmadan garip görünüşlü kız mıdır erkek midir belli olmayan varla yok arası bu genç kadından bir adım geri durdular.
-Yok, merak ettik, öyle bağırdığını duyunca, aradığın biriyse yardım edelim diye
Zeynep o an anladı sıradan görünmenin yerini alan bu farklılık, tuhaflık ya da adı her ne ise kendine saçma bir saygınlık kazandıracaktı.
*İhtiyacım olursa haber ederim, hadi daha fazla meşgul etmeyin beni.
Kendi de bilmiyordu ya nereye gidiyordu, neydi meşguliyeti, sadece başından savmak istedi o iki adamı. Başka zaman olsa hatta iki gün öncesi olsa salyalarını akıta akıta ona bakacaklarını bildiği bu iki adamla daha fazla yan yana durmak istemedi.

Daha minyon olanının omzuna çarparak geçti yanlarından Bıraktı kendini içindeki şarkının melodisine bu sefer daha ağır adımlarla daha dingin yürüdü yolları. Her zaman olana inat hiçbir şey düşünmeden attı adımlarını, bir kaç saat sonra midesinden gelen seslere kulak verdi. "Acıktım" dedi. Yanında biri varmış gibi. Düşündü aslında iki kişiyim şu anda, hala Zeynep benimle ve yeni ben kimim bilmiyorum diye geçirdi içinden. Sonra beyaz bir ışık gördü, kaldırıma düşen beyaz ışığın geldiği yere baktı. İŞKEMBE SALONU yazıyordu. "Iıııığğğğ" hiç düşünmeden aniden çıkmıştı bu ses ama çok acıkmıştı, madem eski Zeynep değildi hatta belki Zeynep bile değildi. "Bunu da yap" dedi ve girdi salona.

Kimi pala bıyıklı adamların olduğu, kimi şık ama ucuz saten gece elbiseli kadının olduğu, bir iki tane normal diyebileceği insanın olduğu salona girdi. Bütün masalar doluydu. "herkes mi işkembe sever" diye geçirdi içinden ve boş bir yer aradı. Gür kıvırcık saçları kulak memesine kadar inen genç bir çocuk el salladı ona. Zeynep önce üzerine alınmadı etrafına bakındı, ondan başka genç adama dönük kimsenin olmadığını fark edince "ben mi" diyerek kendini işaret etti .Genç adam olumlu anlamda kafasını salladı ve Zeynep adama doğru yürüdü.

BÖLÜM İKİ BURADAN DEVAM TIKLA
pehito
kurgu, hikaye

4 Nisan 2013 Perşembe

SIRADAKİ

Yeni işine başlayalı iki hafta olmuştu. İşi ona o kadar iyi gelmişti ki evin içinde uçuş uçuş dolaşmaya başlamıştı. Haftada iki gün alışverişe çıkıyor eve yeni giysiler alarak dönüyor ve eve gelir gelmez küçük bir çocuk gibi heyecanla giysilerini deniyordu. Yeni kokular evin içinde hergün uçuşuyordu. Gözlerinin içinde, onda dokuz yıldır görmediğim bir ışık parlıyordu. Ani yükselen enerjisi ve yaşama sevinci, beni mutlu ettiği kadar endişelendiriyordu da.
Tanıştığımızda ikimizde üniversite sınavlarını kazanamamış ve dershanenin hızlandırılmış kurslarına başlamıştık. Bizimkisi ilk görüşte aşktı. Birbirimizi gördüğümüz anda, bedenlerimiz birbirini hızla çekmişti ve 19 yaşından beri bir daha ayrılmamıştı.

O benim ilk aşkımdı ve son olacağını da biliyordum. Gökhan'la  tanıştıktan beş yıl sonra,  ilişkimizi resmileştirdik. Her zaman hayalimiz olan dünya turu için, para biriktirmeye başlamıştık. Evliliğimizin birinci yılında aşk şehri olan dört şehri -Prag, Venedik, Paris, Viyana- görmüştük bile. Her şey peri masallarındaki gibiydi.

Onu iyi ki tanıdım ve iyi ki gece aynı yatakta onun sıcaklığıyla uyuyor ve onun sıcaklığıyla uyanıyordum. Bunu yaşamak isteyip yaşayamayan o kadar çok insan vardı ki ben kendimi hep şanslı hissediyordum.

Yeni işi Gökhan'a yüksek enerjinin yanında bol mesai getirmişti. Benim zaten oldukça yoğun bir iş hayatım vardı ve birbirimizi sadece yatakta görür olduk çoğu zaman hiçbir şey konuşmadan günün yorgunluğuyla uyuyuveriyorduk. Gökhan'ın hafta sonu mesaileri de başlayınca aramızda ilişki denilecek bir şey kalmadığı gibi, kavgalar da başladı.

Ne oluyordu bize toparlayamadığım gibi bunun için çaba da harcayamıyordum. Peki ya enerjisi yüksek kocam o da bizim için bir şey yapmadığı gibi yeni alışkanlıklar edinmeye başladı. Sabahları bir dakika bile erken kalkamayacak sevgilim; bir saat erken kalkıyor, banyosunu yapıyor ve benden daha uzun hazırlanıyordu. Bir şeyler eskisinden farklıydı ama ben ona ve aşkımıza yakıştıramadığım için aklımdan geçenleri kovalayıp, başka bir zamana erteliyordum..

Kısa bir süre sonra birinci aşamaya geçtik, artık telefonu onun ikiz kardeşi gibi olmuştu tuvalete bile onunla gidiyordu. Ben bir şeylerin değiştiğini ima ettiğimde; "Bu neyin kuruntusu, senin canın mı sıkılıyor!!!" deyip, kendimi suçlu hissetmeme sebep olacak şekilde beni azarlıyordu. Ben miydim abartan, saçmalıyor muydum gerçekten, o benim aşkımdı 20 yıllık çocukluk aşkım, ilk aşkım. Kadınlık hislerim bir yanımda, ona hala aşık yüreğim diğer yanda sürekli tartışıyordum kendimle.

Odaya girdiğimde kapanan telefon görüşmeleri başlamıştı. Hatırlıyorum bir salı akşamı; odaya girdiğimde kapanan telefondan sonra bira alacağım bahanesiyle bakkala çıktı ve ben de hemen arkasından, bakkala girip alışverişi yaptıktan hemen sonra, bakkalın köşesinde sarışın yeşil gözlü bir kızla konuştu sonra birbirlerine sıkı sıkı sarılıp o lanet olası dudaklarını birbirlerine yapıştırtılar. O kızı daha önce hiç görmemiştim ve ben Gökhan'ın hayatında ki herkesi tanıyordum. Ben ondan önce eve çıkıp salondaki yerimi aldım. Hiçbir şey yokmuş gibi biraz oturup yattı. Neyi bekliyordum bilmiyorum ama onunla konuşmadım ve geceyi tavana bakarak geçirdim.

Ertesi gün; arayıp mesaiye kalacağını söyledi, benim için sorun yoktu çünkü benim de çalışmam gerekiyordu ama o akşam, yapacağımız işler iptal olunca, ben de toparlanıp saat sekizde eve döndüm. Gökhan henüz eve gelmemişti. Mutfağa girip bir şeyler atıştırdım ve beyaz L şeklindeki kanapemize oturup televizyonu açtım. Yine başlamıştı kalbimin ve zihnimin kavgası ve ben zihnime yenik düşüp, Gökhan'ın şirketini aradım.

-Merhaba, ben Betül, Gökhan Bey'in eşiyim, Gökhan Bey'le görüşebilir miyim?

-Betül Hanım, Gökhan Bey beş buçukta çıktı.

-......................

Saat kaç, Gökhan nerede, başka bir Gökhan'dan mı bahsetti, zihnimdekileri artık yakalayamaz olmuştum. Kanepeden kalkıp banyoya gittim, musluğu açtım. Suyla, göz yaşlarım anlaşmışlar gibi birlikte akıverdiler. Bunu durduramayacağımı anlamam çok sürmedi, artık göz yaşlarım yetmez olmuş bağır çağır ağlıyordum.

Yatak odamıza gittim, yatağımıza, 15 yıllık evliliğimize baktım. Dolaptan valizi çıkarıp Gökhan'ın eşyalarını içine tıkıştırdım.Valizi kapıya sürüklediğimde saat gece yarısı on iki buçuk, anahtar kilide girdi ve kapı açıldı.

Ağlamaktan şişmiş kırmızı gözlerimle, Gökhan'la burun buruna birbirimize bakıyorduk. Kapıdan içeri girmesine izin vermeyerek, valizi ona uzattım.

B-Bu saate kadar hangi or....punun yanındaysan oraya git!!!!

G-............Betül saçmalama konuşalım.

B-Daha fazla küçülme karşımda,

G-.........

B-Biliyor musun? Her şey aklıma gelirdi ama bu gelmezdi. BEN SENİN BU GECE ÖLMENİ İSTEDİM!!! Benim sana olan aşkımın ne kadar büyük olduğunu, senden daha iyi kimse bilemez, sen benim ilk aşkımdın, sen benim çocukluk aşkımdın  ama ben ÖL istedim Gökhan. Şimdi DEFOOOOLLL!!!

Kapıyı kapadığımda 20 yıllık aşkım dışarıda kalmıştı. Bitmişti, her şey bitmişti. Ertesi gün tüm gücümü toplayıp vazgeçmemek için avukata gidip boşanma isteğimi bildirdim. Eve nasıl döndüğümü hatırlamıyorum, son enerjimi bir süre işe gidemeyeceğime ve gerekçelerine harcadım. Artık Gökhan'la 15 yılımıza şahit olan ve her köşesinde bizim olduğumuz evimizdeydim.

Göz yaşlarımı durduramıyordum. İçimde bir şelale varmışçasına akıyorlardı göz pınarımdan. Biri, göz pınarıma merhaba derken diğeri veda edip gidiyordu yoluna. Üç aydır yemiyordum, içmiyordum, sadece ağlıyordum. Ne zormuş veda etmek aşkına, alışkanlıklarına; seni sen yaptığına inandığın her şeye veda etmek, ne zormuş. Üç aydır zihnimdekilere veda etmek istiyorum, yapamıyorum. Koşa koşa geri geliyorlar zihnime ve bağıra çağıra biz buradayız, hala aynı yerdeyiz diyorlardı.

Sokaktan gelen bir kedi sesiyle, hayat tekrar "merhaba" der gibiydi. Perdemi aralayıp, dışarı baktım. Zayıf kupkuru bir kedi, karnı sırtına yapışmış, yüksek açlığından ona kalan son enerjisiyle o son yalvarışı yapabilmişti. Perdeyi kapatıp içeri bakıyorum. Ya üç aydır yaptığım gibi kafamı gömecektim kötü anılarıma ya da boş ver deyip çıkacaktım yeni zamanlara.. Dudaklarıma, düşüncelerimle gelen garip bir tebessüm yerleşti.  O an acımın hafiflediğini hissettim. Sanki göğsümde kocaman bir boşluk açılmıştı ve ben eskisinden daha rahat nefes alabiliyordum.

Mutfağa gidip dolabı açtım, kedi şanslıydı, son kullanma tarihi geçmemiş bir kutu sütü alıp biraz ısıttım, büyük sarı plastik bir kaseye boşalttım ve bayatlamasına saatler kalmış ekmekleri, market poşetinin içinden çıkarıp sütün içine küçük küçük doğradım. Aşağıya indiğimde küçük kedi kıpırdayamıyordu, sütü hemen önüne bıraktım ve süte değen dilinin seri hareketlerine daldım. Süt bittiğinde, kedi usul usul geldi, bacaklarıma yaslandı. Bu kadar mıydı onun acizliği, evet bitmişti benim kollarımda son bulmuştu. Bedenimin sıcaklığına kendini bırakıp uykuya daldı, o an anladım ki hayvanlar da insanlar gibiydi, sıcaklığını hissettiği kim varsa yanında, yapışıp kalıyordu. "Aynı benim gibi" deyiverdim zihnimden habersiz, dudaklarımla.

-Nasılsın kedicik?

Cevap alamayacağımı biliyordum ama yine de sormak istedim, kulaklarıma değen bir ses olsun istedim ve kedi beni şaşırttı, kafasını kaldırıp gözlerime baktı ve en narin sesiyle, duyduğum miyav ne hoş geldi kulaklarıma. Aylardır duyduğum ilk ses.

- "Teşekkür ediyorum kedicik  bana başka bir dünya verdin."

Hala sıcaklığıma ihtiyacı olacak ve benim de ruhumu ısıtacak başkalarının olacağını o minik kedicik gösterdi bana. Sadece şans vermek gerekliydi hayata ve ben artık;

NEDEN BİTTİ DEMİYORUM, SIRADA NE VAR DİYORUM!!

pehito