acı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
acı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2014 Salı

YENİ



Pembe allık tenine en çok yakışan, 
Dağıt saçlarını, savur rüzgar alsın 
Sonra bıraksın omuzlarına, beyaz tenin saçının kızılıyla yansın. 
Sil göz yaşlarını yeniden başla ve hep vardır yenisi unutma. 
Hadi değiştir, bu gece sür gri farlarını, gözünün yeşiline en çok yakışan
Koy başının üzerine o kalın üç kitabı.
Ve neydi o çok sevdiğin Türkan Şoray'ın film repliği "ben dünyanın en gözel karisiyam" 
İnanana kadar, söyle bunu defalarca kendine
Seni alıkoyan ne ise kendine güvenmekten çıkar at o elbiseyi ve yenisini giy en pahalısından
Bildiğin hayat bir tane ve yaşa onu doyasıya
Geriye ne kaldıysa ver eskiciye
Hadi sen bak önüne..

pehito

resim google'dan alıntıdır

30 Ekim 2013 Çarşamba

ARKANI DÖNME (4. BÖLÜM)

İlk kez okuyacaksan BURADAN başla. :)



Bornozumu kaptığım gibi banyodan çıkıp Kayra'yı kucağıma aldım.
-Baba, annem nerede?
-Kayracığım, annen gitti.
Bunu söyler söylemez yine o katılarak ağladığı krizlerden birine başlayacağını düşünüyordum ama Kayra;
"Gelecek mi?" diye sordu.
-Hayır kızım, annen çok uzaklarda. Belki bunu seninle daha sonra tekrar konuşuruz ama şunu bilmelisin; seni çok seviyor.
-Ta-mam..

Nereden gelmişti bu olgunluık, neler oluyordu bilmiyorum. Ama bir an Kayra'nın tepkisiyle içimde biriktirdiğim tüm nefesi koyverme fırsatı bulabildim.

-Banyo yapmak istiyorum baba.
Genellikle Selin, Kayra'yla ilgili hiçbir şeyi bana bırakmazdı, bir kaç defa birlikte banyo yapmıştık ve altından kalkabileceğimi düşünüyordum.. Suyun ısısını ayarlayıp küveti doldurdum, yanına almak istediği bebekleriyle birlikte Kayra'yı Suya bıraktım. Kayra'nın bebek şampuanını aramak için dolapları karıştırırken her dolaptan elime bir kağıt parçası gelmeye başladı.

"Kayra'nın bebek şampuanı sağdaki üst dolapta. Kayra'nın bebek pudrası soldaki çekmecede, Kayra'nın yedek bornozu odasındaki komedinin alt çekmecesinde."

Gözlerime yaşların dolmaya başladığını hissettim ama akmasına izin vermeyecektim. Selin biliyor muydun, öleceğini biliyor muydun? Koşarak evdeki çekmecelerin teker teker hepsini açtım. Allah'ım her birinden aynı şey çıkıyordu. (Her çekmecede ne olduğu üsten alta doğru sıralanmış şekilde.) Bana ait olanlar çekmeceler ya da dolaplar dışında hepsinden bir kağıt parçası çıkıyor ve her bir kağıt parçası kalbime hançer gibi saplanıyordu. Biliyor olamazdı, insan kaderini nereden bilirdi. Sahi kader neydi?

Bizim elimizde miydi, yoksa yaradılışımızla belirlenmiş bir çizgi miydi? Kim yazıyordu, tanrı mı, kul mu? İnançsız bir adamın ilk kez tanrıyı sorgulayışıydı bu an. Ölümü bu kadar yakın yaşamamıştım hiç, şimdi bir şeylere sığınmaya ihtiyaç duyuyordum ve ilk durak varlığını bir kez bile sorgulamadığım tanrı mıydı?

Üzerime serilen dikenleri bir bir bedenimden çıkarıp bir kenara bıraktım. Haberim vardı, her buldukları fırsatta eskisinden daha güçlü yapışacaklardı tenime. Ama ne tenim onların yabancısı ne de onlar tenimin yabancısı olacaktı. Kayra'ya baktım. Bebeklerine annesinin bir daha gelmeyeceğini anlatırken, saçlarını şampuanladım ve kısacık bir durulamadan hemen sonra Selin'le Londra'ya gittiğimizde Mothercare'de görüp aşık olduğumuz kafasını geçireceğimiz kısmı ayıcıklı krem rengi bornoza onu sarıp  düşüncelerimden de kurtulmak ister gibi bir çırpıda Kayra'yı banyodan çıkardım.

Selin'in her çekmeceye yerleştirdiği kağıtları elimde biriktirdim. Hiç zorlanmadan Kayra:'nın giysilerini bulup onu giydirdim.
-Kayra bu gün babaanne gelecek!!
Tamam anlamına gelen bir ses çıkarıp kafasını yukarı aşağı salladı. Kayra'yı alıp mutfakta mama sandalyesine oturtmuşken zil çaldı. Mutfaktan sola dönüp krem rengi döşemenin üzerinde ilerledim, kapıyı açtım ve annem şişmiş gözleriyle karşımda, bana zoraki gülümsüyordu.
Elimdeki kağıtları anneme uzattım, "mutfak çekmecelerinde de aynılarından var, ben cenaze işlemleri için çıkıyorum. Kayra sana emanet" diyebildim. Kayra'ya döneceğimi söyleyip kapıyı kapadım ve oraya doğru ilerlemektense bedenimi korlara atmayı tercih edeceğim yola doğru her bir adımı ruhumu parçalayan yola doğru yol aldım.

4. bölüm sonu
kurgu,hikaye
pehito
5. BÖLÜM

19 Nisan 2013 Cuma

SESSİZLİĞİ SATIN ALABİLİR MİYİM??


Öyle bir kalabalığın ortasındayım ki, bensiz bir kalabalık. Dahil olamadığım ama dahilmişim gibi davrandığım. Her şey öyle yolundaki, var olan mükemmellik bile can sıkıcı bir hal almış durumda. Kusursuz yeşillik, kusursuz berrak deniz, elimin altında bana hizmet eden sayısız insan ve gözümdeki mutluluk pıhtısının azaldığını anlayacak ve bana koşacak sınırsız yardımsever gönüllü.

Bir de kafamda çift kale maç yapan 20 adam var. Yeni ergen 20 erkek, sesleri yeni kalınlaşıyor ve o seslerin hiç birinin melodisi yok gibi. Her biri diğerine "pas aaaatt" diye bağırıyor. Kaleciler yok, iki kalenin de sahibi benim ve boş kaleye gol atmak için birbirleriyle savaş halinde 20 adam.

Duruuuun!!!! Yeter artık, dışarıdaki yardımsever AKUT ekibi de, boş kaleye gol atmaya çalışan bir top peşinde koşan, kafası o toptan başka hiçbir şeye çalışmayacak 20 adam, YETER ARTIK SUSUUUN!!!

Ah o da ne???? Mahalle aralarına kurulan, her şeyi dokunarak poşetine doldurabileceğin pazarlardan biri. Uzun zamandır pazar alışverişi yapmamıştım. Gördüğüm ilk tezgahın önünde duruyorum. "sessizliği satın alabilir miyim??" Kadın ağzı açık bakıyor bana. Tekrar ediyorum "sessizliği satın alabilir miyim" Ege aksanıyla "sana 1 kilo bamya vereyim gari" anlıyorum sessizlik pazarda değil, teşekkür edip uzaklaşıyorum.

Bir kaç metre ilerliyorum; bir süpermarket görüyorum. İçeri girip tüm reyonları dolaşıyorum, göremeyince bir reyon görevlisini tutup "sessizliği satın alabilir miyim" diyorum. Adam aynı pazardaki kadın gibi boş boş bakıyor bana. Tekrar ediyorum, "Kulak tıkacı ister misiniz" diyor. Anlıyorum sessizlik orada da değil. Çıkıp bir alışveriş merkezine doğru yürüyorum. Dönen kapıdan içeri girip, güvenliği geçiyorum. Bildiğim en marka mağazaya giriyorum, öyle ki dünya markası. Bu kez aramıyorum, hemen satış görevlisinin yanına gidiyorum. Ve soruyorum "sessizliği satın alabilir miyim" duruyor, duruyor; "sanırım yanlış geldiniz" deyip beni mağazadan uğurluyor.

Artık gidecek hiçbir yerimin kalmadığını anlıyorum. Ayaklarım nereye götürürse deyip devam ediyorum yoluma. Sağ yanımda beyaz beyaz bir sürü mermer olduğunu fark ediyorum. Sonra bakıyorum; ZİNCİRLİKUYU MEZARLIĞI. Ve artık o sorudan vazgeçiyorum. Sessizliğin parayla satın alınamayacağını öğreniyorum.

pehito

27 Mart 2013 Çarşamba

AŞKIM BİR BEDENDE Mİ?

aşk

Kaybetme korkusu değil mi bizi daha da bağlı yapan ve karşı tarafı bizim için vazgeçilmez kılan. Hep korktum ama öyle büyük bir aşktı ki, bitmez dediğim. Hiçbir şey düşünmeden öyle umarsızca bıraktım kendimi ona. Tüm benliğimi, kalbimin kapılarını açtım, doktor. Ne bekledim peki; aşkıma karşılık, samimiyet onun da bana karşı aynı hislerle yaklaşmasını.

Niye bu kadar acıttı doktor, niye? Halbuki her dokunuşumda aşk vardı, ona her bakışımda sadece aşk. Hiç bir beklentim yoktu, yanımda kalması dışında. Onu değiştirmeye de çalışmadım doktor. Onu öylece sevdim, o olduğu için sevdim. Biliyor musun doktor, sabah uyandığında pijamalı haliyle, gözleri kocaman şişmiş, dudakları kuruduğu için buruşmuş ve asla gülmediğinde, sinirli olduğunda. Her şeye rağmen ben onu her sabah; benim CANIM diye sevdim doktor.

Geçmişe saplanıp kaldım, iki yıldır kendimi aşamadım, hiçbir şeye dokunmadım her şeyi olduğu gibi bıraktım. Her sabah kalktığımda gidip önce aynaya baktım, hala bakışlarımda o var mı diye doktor. Öyle ki içimden çıkıp beni terk etmesinden korktum. Gülüşüm onun gülüşü, bakışım onun bakışı, benim her baktığım yerde o var doktor. Bırakmak istemedim, benden çıkıp gitsin istemedim. Korktum doktor, çünkü biliyorum aşkını alırsa benden gidip başka bedenlere verecekti ve biliyorum onlara bana baktığı gibi bakacaktı. Ben istemedim doktor, benden gitmesini istemedim.

Aşkımızın taştığı zamanlardaki gibi, başka bir bedeni kendine çekip sarılmasından korktum doktor. Onun teninin başka bir tenle bir olmasından, beni hatırlamamasından korktum. Bana kurduğu cümleleri başkasına kurmasından korktum doktor. Ben onun kanatsız meleğiydim. Dün gibi aklımda sözleri "sen benim hayatıma gönderilen kanatsız bir meleksin, kanatların saklanmış ki ben imkansızlığına inanmayayım diye". Şimdi kim olacaktı onun kanatsız meleği. Eğer saklanmış kanatlarım varsa doktor, onları kendi elleriyle kırdı, acımadan attı ve gitti.

Gözlerimizi birlikte kapadığımız gecelerden birinde, usul usul öpüp dudaklarımı, parmaklarını saçlarımda gezdirirken o söylememiş miydi; "seni kaçıranlar ne kaçırdığını bilse, inan ömürlerinin sonuna kadar yas tutarlar, iyi ki bendesin, benimsin" diye. Şimdi nasıl bırakıp gitti, vazgeçtikleri onun için bu kadar değersiz ise, bu cümle neydi doktor?

Beni neden seviyorsun dediğimde "bu aşkı sen alıyorsun benden, her gün daha da artarak. İnan hiçbirini ben vermedim sana" demişti. Peki şimdi ne oldu doktor, ben nerede yanlış yaptım, ondan aşkını istemekten ne zaman vazgeçtim de, onun aşkı bitti doktor.

Bana demişti ki doktor; "Sen anlaşılmayı hak ediyorsun, sana bakıp geçmemeli, bir durmalı burada ne var denmeli ama gözler hazırlanmalı ki, o eşsiz mücevherin ışıltısıyla kamaşmasın" şimdi doktor, ben ona kayıtsız şartsız içimi açtığım için mi tükenmişti bu ilişki, yoksa çok mu kamaşmıştı gözleri, artık kör olmuş beni göremez mi olmuştu. Soruyorum sana doktor, NEDEEEENN!!!


Neden bırakamıyorum onu, niye koyveremiyorum, biliyorum onu bıraktığımda ben kendime yeni bir yol açmış olacağım. Acılarımı bırakacağım, ne kaldı ki ondan bana, tatlı hoş bir hatıra mı. Acılar var her yerimi saran, ruhumu karartan. Niye çıkmıyorum aydınlığa, neden acıların insanı olmayı seçiyorum Böyle anlattıkça doktor, küçük Emrah geliyor aklıma, "acıların çocuğu" diye :) Niye böyle bir etiket seçeyim ki bu hayatta.

İçimde büyük bir aşk var benim, öyle kocaman, henüz bir kalıba sokmadığım, giydiremediğim kimseye, sadece "ben yaptım, ben yaşadım, ben bitirdim, yitirdim" dediğim kendi kendime. Birilerine uydurmaya çalıştığım nadir aşklarım oldu benim; platonik , melankolik, ama çok değerli oldular benim için, ben vazgeçmeyi bilmiyorum doktor. Halbuki; aşk bir beden de değil. Aşk kişinin kendinde. Alıp onları bedenlere koyuyoruz sonra beğenmeyip başka bir bedende tekrar deniyoruz. Anlattıkça neyi fark ediyorum biliyor musun doktor;

Bir şey dokundu kalbime, adı AŞK, önce biraz acıttı, sonra sevdim bu acıyı dur bakayım biraz yaşayayım dedim. Keşke girmeseydi demiştim, keşkelerin olmasını istemediğim hayatıma. Varlığı olmasa bilmeyecektim yokluğunu, nereden çıktı bu adam dediğim. Şimdi acımla baş başa, göz yaşlarımda biriktiriyorum onu. Bir gün gelecek onlar da akacak boşluğa ve biliyorum, o gün iyi ki gelmiş ve şimdi iyi ki gitmiş diyeceğim. Çünkü kalbim başka bir rotada, başka bir limanda olacak o gün, biliyorum.

Teşekkür ederim doktor, beni yargılamadan kendimi dinleme ve kendimi bulma şansı verdiğin için. Gerçekten çok teşekkür ederim.

pehito
kurgu, hikaye

25 Mart 2013 Pazartesi

İZLER...

pehito.blogspot.com
Hangi acıdan hatıra, gözümün altında ki o çizgi bana...
Ya da hangi mutluluğun bedeli, dudağımın kenarına konan o minik çizgi...
Kime kızıp sıkmıştım, o sivilcemi...
Şimdi aynadan bana merhaba diyor, o kahverengi leke...

Söyle bana sevmeli miyim, bana ait o izleri...
Kimi acıdan, kimi mutluluktan..
Ama biliyorum, hepsi yaşanmışlıktan...

pehito

25 Şubat 2013 Pazartesi

BAZENLERE SIĞDIRDIKLARIM...

Bazen çocuk olmak istersin,
Ne kadar geç olduğuna bakmadan, sadece çocuk olmak...
Bazen, zaman alıyor yükümü,
Bazen de yenilerini ekliyor...
Anlamadım zaman, benden ne istiyor...
Bazen, öyle acılar yaşarız ki kurşun gibi delip geçen,
Tedavisi hiçbir zaman gerçekleştirilemeyen...

Bazen size de oldu mu hiç??? Her şey yolunda giderken,
Dünya sizin için de tersine döndü mü hiç???
Bazen "OLSUN" demek istiyorum,
Ama ben o kadar olgun değilim, biliyorum...
Bazen zaman geçirip, bazen zamanın üzerinden geçiyorum.
Ama ben, hayatımda hep ikincisi olsun istiyorum...
Bazen sevmeye dünden hazırım,
Bazen sevilmeye...
Bazen en güzeli, sana uzanan eli tutup,
Diğerini, boş vermek.
Bazen belki, zor olan için uğraşmayı bırakıp,
Kolay olanı seçmek gerek...
Bazen ya ağlarsın, ya da gülersin.
Bazen de her ikisini yaparsın...


Bazen biri duysun istersin ağladığını,
Bazen, için için hiç kimse...
Bazen tersine uyanıyor gibiyim,
Tüm hayatımın tersine...
Kasvetli havayı sevmek geliyor içimden,
Ters giden, soğuk olan her şeyi sevmek...
Bazen yalnızlığımı paylaşıyorum burada,
Bazen düşüncelerimi,
Bazen bazenleri paylaşıyorum.
Kim ne derse desin, ben burada olmayı seviyorum...

pehito
Sevgiyle kalın...

24 Şubat 2013 Pazar

BU GECE BAŞKA SANKİ


hüzünlü gece

Bu gece, başka hissediyorum kendimi,
Metal çivileri derime geçiriyorlar ya da
Kuduz bir köpeğin dişleri, koparıyor etimi gibi...

Bu gece başka sanki,
Bütün acılar sözleşip gelmişler,
Ne kadarına dayanabilirim, ona bakacaklar gibi.

Bu gece diğer gecelerden daha siyah, daha karanlık sanki..
Yaktığım tüm ışıklar, cılız bir mum ışığı gibi...
Bu gece canım çok yanıyor,
Nasıl anlatayım, bunun tarifi yok sanki..

pehito