Kırmızılı Kadın, başka hiçbir renk giymezmiş. Rujunu kırmızı seçermiş, ojesini kırmızı. Işıl ışıl parlarmış, herkes peşinden koşar, onun hakkında hayaller kurarmış. Kırmızılı Kadın eve gelince silermiş ojesini rujunu, çıkarırmış elbiselerini bembeyaz kalırmış. Kimse onu öyle görsün istemezmiş. Bilirmiş ki teni beyaz floresan gibiymiş, tüm kusurlarını gösterirmiş.
Ertesi gün Kırmızılı Kadın tekrar dışarı çıktığında, yine tüm kafalar onun geçtiği yöne doğru çevrilmiş. Herkes ona bakarmış ama Kırmızılı Kadın bu durumdan pek de memnun olmazmış. Kendini hep kırmızıya mahkum hissedermiş.
Bir akşam her zamanki gibi yine eve gelmiş, çıkarmış üzerindekileri birden kapı çalmış; Kırmızılı Kadın hazırlıksız yakalanmış. Zil öyle arka arkaya çalışıyormuş ki Kırmızılı Kadın, beyaz floresan teniyle kapıyı mecbur açmış. Gelen alt komşusuymuş, bir bardak una ihtiyaç duymuş. Ama görünce Kırmızılı Kadını beyaz floresan teniyle, orada nutku tutulmuş kalmış. Kırmızılı Kadın anlamış, alt komşusu görmüş tüm kusurlarını önce biraz rahatsız olmuş, sonra komşusuyla sohbete koyulmuş.
Yıllardır başına gelmeyen bir şey gelmiş. Kırmızılı Kadınla ilk kez biri sohbet etmiş. Komşusu "sen ne kadar akıllı kadınmışsın" demiş. Kırmızılı Kadın kapıyı kapatmış, tüm kırmızı kıyafetlerini camdan aşağıya fırlatmış. Sevmiş floresan beyazı halini, o da böyle yaşlanmış.
pehito