insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2013 Pazar

ÇOCUKLUK AŞKIM



Hep mutsuz olmasın AŞK!

Benim içim kıpır kıpır, hiç büyümedim, 
Hala yaramaz bir çocuğum, boş sokaklarda koşan.
Güneş'e sabah, Ay'a gece diye bakan.
İnsanlar birbirini sevsin diye yaratılmış, her daim buna inanan.
Savaşa inanmayan, kardeşliği dostluğu Dünya sanan.
Oynamak istiyorum şimdi çocukluk aşkımla,
Beni hiç yadırgamasın, o da bana katılsın.
YALAN DÜNYA'ya inat, hep aynı masumiyetimizle,
O da büyümesin, hep çocuk kalsın...


pehito

5 Aralık 2013 Perşembe

DÜNYA SAVAŞLARI Z



Geçtiğimiz haziran ayında vizyona giren Dünya Savaşları Z filmini, geçtiğimiz hafta sonu tekrar izledim ve yazmaya karar verdim. Marc Foster'ın yönetmenliğini yaptığı filmin baş rolünü Brad Pitt ve Mireille Enos paylaşmaktadır.

Brad Pitt'in canlandırdığı Gerry Lane karakteri karısı ve iki çocuğuyla trafikte arabalarının içinde sıkışıp kalırlar. Gerry arabasından dışarı çıktığında bir şeylerin yolunda gitmediğini fark ederek ailesini güvenli bir yere götürebilmek için elinden geleni yapar.

Kısa bir zaman sonra şehrin zombiler tarafından istila edildiği anlaşılır ve Gerry'nin de içinde olduğu bir ekip zombilerin nereden geldiğini anlayıp onlarla savaşmanın yolunu aramaya başlar. Zombilerle insanların sıra dışı savaşını izleyeceğiniz film sıra dışı.

Film aynı adı taşıyan Max Brooks'un kitabından beyaz perdeye uyarlanmıştır. Eğer izlemediyseniz, kesinlikle tavsiye ediyorum.

pehito

28 Nisan 2013 Pazar

ATEŞLE DANS


Kitapları çok seviyorum, ikinci el olanları çok daha fazla seviyorum. Aslında biraz obsesiflik var ben de, yani nasıl anlatsam; restaurantlar da yemek yiyemem. Oraya başkaları da oturuyor, başka insanlarda o tabaklardan yemek yiyor diye. Evime biri geldikten hemen sonra, her yeri çamaşır suyuyla dezenfekte ediyorum. Öyle ki kokudan eve giremezsin.

Ama kitaplarda başka hissediyorum. Başka şeyler biriktirmiş insanların ellerine değen kitaplar değsin ellerime istiyorum, başka bedenlerin enerjisini hissetmek istiyorum. Bazen içinden çıkan küçük notlar, kurutulmuş çiçekler ya da önemli görülüp altı çizilen cümlelere dalıp saatlerce hayal kuruyorum, başka hayatlara dair. Düşlüyorum onları belki gerçeğe çok yakın, belki de gerçekten çok uzak; hayallere çok yakın.

Yeter ki dokunayım bir yerinden başka insanlara, karışayım onlara istiyorum. Üç yıl öncesinde ise görmezdim kimseyi, geçip giden birer nesneydi onlar benim için. Ne  duygularını ne karakterlerini hiçbir şeylerini merak etmezdim. Etrafımda zaten sonsuz insan vardı. Gerçekten dostum dediğim, ahbabım dediğim ya da bugün onunla çay içsem ne olur ki vakit geçirmiş oluruz dediğim bir sürü insan.

Üç yıl önce geçirdiğim o iş kazasından sonra bacaklarımı kaybedip, eve kapanana kadar görmüyordum kimseyi. Şimdi dostum dediklerimden bazılarını hiç görmüyorum, ahbap dediklerim değil uğramak aramaz oldu. Sadece çay içebilirim dediklerimden bazıları; düzenli olarak ziyaret ediyor beni. Bilmiyorum insanları tanımak için bu kadar acı bir şey mi yaşamam gerekliydi, bilmiyorum. Ama şu an çevremde kim gerçek, kim değil bunu çok iyi biliyorum. Ve insanlar ne kadar kıymetli, yaşamları ne kadar değerli, hayatımda olanlar benim için ne kadar vazgeçilmez, çok iyi biliyorum.

Bir oda, bir salon evime hapis oldum, dışarıya açılan tek dünyam kitaplarım, bir de bilgisayarım oldu. İnsanlara ulaşabildiğim tek yer ve şimdi buradan ulaştığım insanlar o kadar kıymetli ki benim için. Kimin hayatına dokunuyorsam buradan, benim kıymetlim oluveriyor bir anda.

Şimdi de yeni aldığım bir kitaptan çıkan fatura elimde. Bodrum da bir otele aitmiş. Google'da arama yaptığında adresine, telefonuna kadar her şeyi çıkıyor zaten. 2010 yılına ait bir fatura, bir otelin restaurantında yenilmiş bir akşam yemeği. Saat 20:00 de. Dana pirzola, bir bardak rakı, bir de meze. Bu menü; yemeği yiyen bir kadın olamaz dedirtti bana. Yemek bir kişilikti, yani yalnız bir erkeğin Bodrum'da tek kişilik yemeğiydi.

Neden yalnız acaba, bir kadınla birlikte olamayacak kadar çirkin miydi, ya da bir gay olabilirdi ama o zaman da erkek arkadaşıyla yerdi, ya da bir iş yemeği. Sanmıyorum iş için oradaysa da yanında ona eşlik eden biri olmalıydı. Belki eşinden ya da sevgilisinden ayrıldı kafa dinlemek için tatile çıktı ama o tatil de yalnız çekilmezdi. Nasıl görünüyordu yüzü, neye benziyordu, esmer miydi, yoksa sarışın mı. Nedense esmer olduğunu düşünüyorum yemek seçiminden. Faturanın arkasında oda numarası da kayıtlıydı. Daha ileri gitmem doğru muydu bilmiyorum ama bir şeyler beni oraya doğru itiyordu.

İnternette ki numarayı alıp, oteli aradım. 21 Haziran'da B135'de kimin kaldığını öğrenmek istediğimi söyledim. Yanıt olumsuzdu. Müşteri bilgilerini veremeyeceklerini söylediler. Telefonu kapatıp, geniş duvarı tarçın rengi olan salonuma şöyle bir göz gezdirdim. Daha yaratıcı bir şey bulmam gerekiyordu. Ulaşamadıkça, işler zora girdikçe benim o faturanın sahibine ulaşma isteğim daha da artıyordu. İnternetten polis telsizi sesi indirip kayıt ettim. Arkada konuşan insanların oluğu bir ses kaydı daha indirdim. Artık resepsiyonda ki kızın vereceği yanıtlara karşı da bir önce ki telefon görüşmemden az çok bir fikrim vardı. Kararlı ses tonu karşısında zayıflıyordu ve geri adım atıyordu. Ama iki gün beklemeye karar verdim. Hemen aramam kızı şüphelendirebilirdi.

Önümüzde ki iki günü de her zaman ki gibi kitap okuyarak, internete girerek, iş yerinden alamadığım tazminat yüzünden yaptıramadığım protezlerimi hayal ederek, mecbur olduğum tekerlekli sandalye ve koltuk değneklerimle geçirdim. Ve beklenen gün; Heyecanla telsiz telefonumu elime aldım, iyi ki faturalarımı düzenli yatırmamı sağlayacak sakat maaşımı devletten alabiliyordum. Bunun için bir sürü prosedürle uğramıştım ve kazadan iki yıl sonra maaşa hak kazanmıştım. Bu maaşı alamayan bir çok özürlü olduğunu da prosedürleri hallederken öğrenmiştim. Annesi ve kendisi emes hastası olan, yatalak bir çocuğun 10 yıllık uğraşını öğrendiğimde kendime acıyamadım. Bu ona haksızlık olurdu.

Numaraları, yükselen nabzımın eşliğinde çevirdim. Yine aynı kadın çıktı buna memnun oldum. Ses kayıtlarını çalıştırdım ve konuşmaya başladım.

-Merhaba ben Komiser Betül, otelinizde 12 Haziran 2010'da B135'de kalan şahsın adını, adresini ve telefon numarasını istiyorum.
Sesim öyle kararlı, öyle tok çıkmıştı ki, içimden "aldığım diksiyon dersleri bugün içinmiş" diye geçirdim.

*Efendim, hemen sistemden kontrol ediyorum.

-Bekliyorum.

*Çok ilginç, isme ulaşamıyorum, ben size adres ve telefon numarasını vereyim efendim.

-Evet.

-Kemerburgaz'da efendim. Telefon numarası da 0532......

Artık eskisinden daha yakındım faturanın sahibine. Ama isminin olmaması bana da oldukça ilginç gelmişti. Ne yapmalıydım; arasam ulaşabilirdim, evden dışarı en son iki ay önce çıkmıştım ve tam bir kabustu. Türkiye'de hiçbir şey engellileri düşünerek tasarlanmamış. Sayılı paramın büyük bir kısmını taksiye vermek zorunda kalmıştım. Metroda ki engelli asansörünün boşalmasını (sağlıklı insanların kullanmayı bırakmasını) yarım saat beklemiştim.  Metroya binebilmek için, metro kapısının kapanma süresini de çok iyi ayarlamak gerekiyordu. Eğer yardımsever bir gençten destek alamasaydım, ben içeri girene kadar metro hareket etmiş olabilirdi. Bu durumda dışarı çıkmaktansa, telefon açmak daha kolay olacaktı. Peki ne diyecektim. "Ben de kitabınız var" Bu çok saçmaydı ama içimden bir ses "yapmalısın" deyip duruyordu.

Ne kaybederim ki deyip, çevirdim numarayı.

*Alo, alo

-.............

*Alo, alo...

-Bu, bu sensin.

*Alo, kimi aradınız.

-Kimi mi aradım, inanın ben sizi hiç aramadım. Ama böyle olsun istedi sanırım büyük bir güç.

-Kimsiniz?

*İş yerinde almadığınız önlemler yüzünden kardeşini ölüme, bacaklarını üç kuruşunuza feda ettiğiniz kişiyim. Sanırım ilahi adalet bu olsa gerek.

-Ne diyorsunuz, anlamadım.

*Diyorum ki adresiniz ve telefonunuz elimde Metin Bey, ben Betül. Bacaklarım kesilir kesilmez iş yerini devredip kaçmanıza neden olan Betül. Buraya kadar kaçabildiniz. İş yerinizi devredip kaçmanız çözüm olmadı, Yurt dışında biliyorduk ama Kemerburgaz'a kadar kaçabilmişsiniz. Sizden bacaklarımı ve kaybettiğim hayatımı geri istiyorum.

Ve, iyi ki bırakmadım hayallerimi.

pehito
(hikaye)




21 Nisan 2013 Pazar

SEN KAÇ SİYAH GÖRDÜN?


Tebeşirle yere karelerimi çizdim, yazdım içine sayılarımı; tek tek çift başladım sek sek oynamaya. Son çiftte baktım karşımda ŞEFFAF; beni gördü karardı. Dedi ki;

*Bu sensin. 
-Hadi yaa ciddi misin?
*Evet, hiç bakmadın mı aynaya, benimki de aynadan farksız. Yanıma gelen ne renkse, ben onu tereddütsüz yansıtırım. 
-Öyle mi ben bunu biraz düşüneyim.

Bırakıyorum şeffafı ilerliyorum arnavut kaldırımında, salaş bir meyhaneden SİYAH çıkıyor. Bir ona bakıyorum bir kendime, dayanamıyorum soruyorum. 

-Sen siyahsan, ben neyim?
*Grisin sen. İçine biraz beyaz kaçmış.
Bakıyorum hakikaten griyim. 
-Şeffafın yanından geliyorum, onun yanında siyahtım. Geldim buraya birden gri oldum, senin yanında.
*"Dedim ya beyaz kaçmış içine, ben katıksız SİYAHIM" deyip gidiyor.

Gri gri devam ediyorum yoluma. KARAyı görüyorum. Yanına gidiyorum "siyahın yanından geliyorum, çok benziyorsunuz. Senin adın neden KARA" diyorum. 

*"Dikkat etmedin mi o parlak ben mat'ım. O allı pulludur. Bak benim yanıma gelirken ayakların geri geri gidiyor, ona koşarak gidiyordun. Onun ağzı iyi laf yapar, sanırsın bütün renkler içindedir seversin onu, kalmak istersin yanında. Ama bakarsın her yerine bulaşmış. Bir zaman sonra canım yanıyor, niye böyle siyah oldum ben dersin. 

Bana bakınca, hııı temkinli gideyim, aramızda hep bir mesafe olsun istersin. Bak hala gelemedin yanıma, hadi kal sağlıcakla" deyip o da gitti yoluna.  

Yürüdüm aynı yolu geri, durdum öyle meyhanenin kapısında. Biraz tereddüt ettim ama dayanamayıp girdim içeri. Rakı-balık istedim. Şeffaf suyu kattım, şeffaf rakıma beyazı gördüm bardağımda.

"Hadi pehito biraz iç şundan" deyip, dikiverdim kafama. Gri tenim açıldı, açıldı. Tıpkı senin ki gibi oldu. Sevdim ten rengini, biliyorum içinde her renkten azar azar var. Dozunu ayarlamak kalmış  VİCDANıma.

pehito

14 Mart 2013 Perşembe

VARLIK&YOKLUK

VAR OLMAK


Ah şu Ego!! Eğer ondan vazgeçemezsen İNSAN;

Hiçbir zaman gerçek olamayacak DÜNYA'N...

pehito