Amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Eylül 2013 Salı

DUUUUUUUUUUUUUUUUUURRRRR!!!!



Kızımla oyun oynuyoruz. Elindeki için soruyorum; "bu ne kadar" diye. "Beş dolar" diyor.
Canım beş dolar olamaz, biz Türk'üz ve Türk parası "lira" diyorum. "Beş lira demelisin" diye ekliyorum.
Yanıt; "ben Türk değilim anne" oluyor. Üzülüyorum. Bu kez kızım ekliyor; "ben İNSANIM anne"
Keşke bunu hiçbirimiz unutmasak. Ayrımları unutup, hepimizin İNSAN olduğunu anlasak.
Dur desek SAVAŞA ve ŞİDDETE dur desek...


(kızım yaklaşık 3.5 yaşında :))
pehito

16 Mayıs 2013 Perşembe

EMPATİ SEMPATİ


Bugün altımdaki personeli yanıma çağırdım. İçimde dolunayın bana yüklediği negatif enerjiyle biriktirdiğim öfkeyi, evrakları düzenlerken yaptığı çok da büyük olmayan hatayı bahane ederek yüzüne vurmak için avuçlarımı ovuşturmaya başlamıştım bile.

Vücuduna yapışan beyaz gömleği ve altına giydiği siyah skinny pantolonu ve her daim düz fönlü olan siyah saçlarıyla karşıma dikildi. Her zamanki gibi çok bakımlı ve güzel görünüyordu. Yine nar çiçeği ojelerini tercih etmiş, dudaklarını daha belirginleştirecek pudra rengi dudak kalemini ve pudra rengi rujunu tercih etmişti. 

Yanıma gelip; kocaman ela gözlerini gözlerime dikip "evet Metin Bey beni çağırmışsınız" dediği an yine bu genç güzel kıza kayıtsız kalamadığımı anladım. Evrakların hesabını soramayacaktım, hatta ağzımı açtığım an kekelemeye başlayacaktım. Derin bir nefes alıp arkama yaslandım.

Bu sefer sorgulayıcı bakışlarla birazda rahatsız olarak "Metin Bey" deyiverdi kadife sesiyle. "Bu akşam mesaiye kalıyorsunuz Melis Hanım" aman Allah'ım birden dudaklarımı terk etmişti bu cümle. Görevimi kötüye kullanıyordum ve sonunun ne olacağını da bilmiyordum. "Tamam efendim" deyip çıkıverdi odadan. 

Saatin altı olmasını yeni ergenler gibi bekliyordum, Kalbimde artık unuttuğum çarpıntılar yıllar sonra yeniden başlamıştı. Sırtımı iyice sandalyeye yasladım, ofisime taşınır taşınmaz odama ilk getirdiğim Atatürk portresinin camından yansıyan silüetime gözüm takıldı. 55 yaşımı gözümün içine sokan, iyice belirginleşmiş kaz ayaklarım ve oturmanın da önüne geçmiş yüz hatlarıma bakıp "ne yapıyorsun Metin, bütün hayatını tehlikeye atıyorsun" demekten kendimi alıkoyamadım.

Sonunda akrep altıyı, yelkovan on ikiyi gösterip bana Melis'i müjdelemişti. Kapı açıldı ve gençliği bütün hücrelerinden fışkıran Melis içeri girdi "Metin Bey nerede çalışacağız?". 
"Dışarı çıkıyoruz" dedim. Melis sorgulayan gözleriyle bana baktı ama tek kelime etmedi. Loui vuitton çantasından iphonunu çıkarıp bir kaç dokunma hareketinden sonra yine o kadife sesiyle; "sevgilim ben bu akşam mesaiye kalacağım, Metin Bey'le. Beni merak etme, seni seviyorum" deyip telefonu kapadı.

O an ilk aşkım beni terk ettiğimde ki gibi hissettim. Biri gelip elindeki iğneyle kalbimi boydan boya çizmiş ve kalbimdeki bütün kan dışarı akıvermişti. Birlikte dışarı çıktık ve müdür olduktan sonra şirketin bana verdiği Ford Mondeo'ma oturup, yola koyulduk. Melis'in derin sessizliği beni ve muhtemelen benim sessizliğim de onu iyice germişti. 

Daha önce arkadaşlarımın kaçamaklarını anlattıkları zamanlardan aklımda kalan şehir dışında ki bir restorana doğru yola koyuldum. Oldukça şık ve pahalı bir yerdi. Restoranın önüne geldiğimizde arabadan hemen inip Melisin kapısını açmak için koşturmaya başladım. Ama Melis arabadan çoktan inmişti. Sessizce restorandan içeri girip garsonun bize yer göstermesini bekledik. İki kişilik bir masaya doğru garsonun arkasından ilerledik. Ben gözlerimi Melis'in bedeninden ayıramıyordum. Bu benim mantığımla vedalaştığım ender anlardan biriydi.

Masaya oturduk. Melis eline menüyü aldığında ben onu izlemeye başladım. Öyle zarif, öyle narindi ki "hayır hayır ben asla yanlış bir şey yapmıyordum. Kim olsa benim yerimde aynı şeyleri hissederdi". O ince narin parmaklarına dokunmamak için kendimle savaşıyordum ki telefonum çaldı. Kapatmayı unutmuştum.

Ekrana baktığımda arayanın büyük kızım Aslı olduğunu gördüm. Amerikada'ydı ve saat farkından dolayı belli saatlerde zar zor görüşüyorduk. Telefonu açtım;

-Canım babacığım, nasılsın seni çok özledim.

O an gözlerim Melis'in gözleriyle buluştu ve onun babasınınkilerle...

pehito
kurgu hikaye