gerçekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gerçekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Nisan 2014 Salı

UMUDUN PEŞİNDE


30 Mart'ı 31 Mart'a bağlayan gece, sabaha karşı Umutlarımı başkalarına emanet edip daldığım uykumda; sıcağı, arkasından gelen soğuğu, şarkıları, gülüşleri, göz yaşlarını, bombaları, silahları, en çok siyahı ve arkasından küçücük çocukların bedeninden fışkıran kanları görerek, nefes nefese doğruldum yatağımdan. Neyse ki rüyaydı, zaten rüya olmalıydı. Böyle çirkin şeyler yakışmazdı yaşama, yaşamın içinde Doğurganlık vardı, Aşk vardı, Sevgi vardı, Dostluk ve Kardeşlik vardı.

Hem şimdi mevsimlerden bahardı, ağaçları geline çeviren beyaz çiçekler, hoş kokulu sümbüller, menekşeler, laleler vardı. Peki neyin nesiydi bu kabus. Oh ama neyse ki bir rüyaydı. Siyah bir rüyaydı ama rüyayı bozan kanın kırmızısı da vardı içinde. Demek ki gerçek olamazdı.

Peki ya neydi gerçek? Bize sunulan mıydı, inanmak istediğimiz mi yoksa inandırılmak istediğimiz miydi? Gerçek; sayılar mıydı, yakılan mıydı, soyulan mıydı, kazanılan mı yoksa geri alınmaya çalışılan mıydı! Ne önemi vardı ki, olan olmuştu. Karabasan rüyalarıma çökmüştü. Ve karanlık rüyanın karanlığı, tüm benliğimi ele geçirmiş, beni boğazlıyordu. Adeta nefes alamıyordum. Arkadaşlarıma uzanıp "fazla oksijeni olan var mı, siz de kaldı mı" diye soruyordum, dokunduğumu rüyamın karanlık girdabına çekiyor benimle birlikte nefessiz bırakıyordum. 

Bir yandan da büyüyor, çok büyüyordum. Durdurmaya çalışıyordum ama nafile. Kendi kendime "keşke, dudaklarım çatladı sürdüğüm ruj güzel durmuyor ya da sevgilimden ayrıldım çok mutsuzum kafasında olsam" deyip duruyordum. Durdukça büyüyor, büyüdükçe boğuluyordum. Kulaklarımın duyduğuna inanmamak, gözlerimi muayene ettirmek, zihnimin anlattıklarını yok saymak istiyordum. Neyse işte büyümek kötü bir şeydi ve karanlık rüya bana bunu hatırlatmaktan başka hiçbir işe yaramıyordu. 

Acaba hala uyanmadım mı, uyandıysam neden bu kötü his beni terk etmedi derken saate bakıyorum. Tamam doğru saat ve ben doğru günde, doğru yerdeyim. "Öyleyse ben uyandım ama saati geri kalanlar var onlar uyuyor belki de ve zaman şaşırdı ne yapacağını, o yüzden de hala rüyanın etkisindeyim" diye geçiriyordum içimden. Kendi kendime yetemediğimi anlayıp kalan son nefesimle bir çığlık attım. "Biri beni bu karabasandan kurtarsın" dediğimi hatırlıyorum. "Hala siyah görüyorum ve hala sancılı yüreğim" dediğim bir anda yedek oksijeni olan arkadaşlarım yetişiyorlar yardımıma. 

"Biz de gördük aynı rüyayı, hislerini anlayabiliyoruz" diyorlar, o anda biraz oksijen gidiyor ciğerlerime. Sonra önümde duran siyah adam heykeline takılıyor gözüm UMUT diyor bana ve arkasından pembe rujlu bir biblo kadın, koca koca açıyor gözlerini ve o da UMUT diyor bana. 

Nedir ki gerçek olan? İnandıklarım mı? Peki neye inanıyorum ben; Doğruluğa, Dürüstlüğe, Vicdan sahibi olmaya, Özgürlüğe, Hakka, Hukuka, Adalete. Öyleyse vazgeçmiyorum, koşarak gidiyorum UMUDUN PEŞİNDEN ya Sen?

sevgilerimle
pehito


Ve son olarak bir şey daha söylemek istiyorum. 30 Mart'ı 31 Mart!a bağlayan gece yani seçim gecesi bir kez daha bize gösterdi ki; Yaşadıklarımız her ne olursa olsun umudumuzu hiçbir zaman kaybetmemeliyiz.
Alper Sağlam

O gece benim gibi düşündüğünü anladığımda, nefes almama yardımcı olan isimlerden biri olan arkadaşım; Oscar Favorite'in yazarı Alper Sağlam tarafından kaleme alınmış UMUDUN PEŞİNDE filmi. Belki de hepimizin hayatının bir yerinde bize inanan ve yalnız olmadığımızı hissettiren biri ya da birilerine ihtiyacımız vardır.

Aynı zamanda tesadüfen aynı başlıkla yazacağımızı öğrendiğimizde yazılarımızın sonuna birbirimizin yazılarını ekleyelim diye düşündük.

iyi seyirler..